Dijital Çitlemenin Yeni Aşaması: NFT’ler

Axstone (Selin Çınar) adlı sanatçının Foundation açık artırma sitesindeki profili, ekran görüntüsü

 

Pandemi nedeniyle sosyal hayatımızın sınırlandığı, hayatımızın gündelik işleyişinin sekteye uğradığı ve dijital kültürün hepimizi her zamankinden daha çok etkisi altına aldığı günlerde duyduğumuz bir kavram oldu, NFT kısaltmasıyla bildiğimiz Non-Fungible Token’lar... NFT’nin ne olduğunu henüz duymamış olan varsa, dijital bir müşterek olarak tanımladığım Vikipedi’deki kısa tanımla aktaralım:

NFT (İng. non-fungible token), dijital bir varlığın benzersiz olduğunu ve bu nedenle birbirinin yerine geçemeyeceğini onaylayan, blok zinciri adı verilen bir dijital defterde depolanan veri birimidir. NFT'ler fotoğraflar, videolar, ses ve diğer dijital dosya türleri gibi öğeleri temsil etmek için kullanılabilir. Ancak, orijinal dosyanın herhangi bir kopyasına erişim, NFT'nin alıcısıyla sınırlı değildir. Bu dijital öğelerin kopyaları herkesin edinmesi için mevcutken, NFT'ler, sahibine telif hakkından ayrı bir sahiplik kanıtı sağlamak için blok zincirlerinde izlenir.

Bu kafa karıştırıcı tanım, aslında tam da kafa karıştırıcılığı nedeniyle NFT bulmacasına yönelik iyi bir tanım olma özelliğini taşıyor. Öncelikle ortada dijital bir eser var ve bu eserin çoğaltılmasına rağmen “özgün”, “benzersiz” bir hali var. Bu eseri üreten kişinin haklarını koruyan ve hukuk tarafından da temsil edilen telif hakları var; ama bu telif hakları eserin tam olarak “benzersiz” olduğunu garantilemiyor. Bundan dolayı da eseri üreten kişinin NFT ile birlikte blok zinciri içerisinde eserinin orijinaline sahip olduğunu tescil etmesi, orijinal eserin alıcısına yeni imkânlar kazandırıyor. Bunu tescil eden kişi, artık “orijinal” olan eserini bir başkasına satabilir hale geliyor. Nesneler çevrimiçi ortamda çoğalsalar bile reel varlıklarmış gibi işlem gördükleri bir dijital imzalama sürecine dahil ediliyorlar. Dolayısıyla aslında kopyayla aynı kullanım değerine sahip olan dijital nesne, en azından orijinal değişim değerini koruyarak alınır satılabilir olmaya ve piyasa kapsamında kalmaya devam ediyor. Bu çerçevede de mülkiyet ilişkisi tanımlı ve takip edilebilir hale geliyor.

Ama yine de endişelenmenize gerek yok... Siz hâlâ o resmin aynısı gibi gözüken halini bilgisayarınıza kopyalayıp, keyfini çıkarabiliyorsunuz! Mesela bu yazıyı ben bir Word dosyasında yazıyorum ve e-skop’ta yayınlamayı tercih ediyorum. Bu yazının hakları bana ve aramızda yaptığımız anlaşma çerçevesinde e-skop’a ait; siz de ücretsiz okuyup, sağ tıkla kopyala-yapıştır yapıp istediğiniz yere kopyalayabiliyorsunuz. Hatta biraz ayıp olacak olsa ve yayıncı açısından illegal bir iş yapıyor olsanız da; adımı silip kendi adınızı yazıp, “bunu ben yazdım” diyerek başkalarına okutabilmeniz veya web sayfanızda yayınlayabilmeniz mümkün. Oysa birisi bu yazıyı, Word dosyası haliyle veya e-skop’taki kopyalanabilir haliyle NFT yapsaydı, siz yine okuyup, kopyalayabilecektiniz... Ben yazarın kendim olduğunu, e-skop da yayıncı olduğunu kanıtlamaya çalışarak NFT’yi oluşturan üçüncü kişiyle garip bir sahiplik ilişkisi içine girmek durumunda kalacaktık. Gerçekten kafa karıştırıcı… Burada yasal temsilden öte, ki yasal temsil –bu yazı örneğinde olduğu gibi– hâlâ işin sahibine/yayıncısına ait, bir de blok zinciri ortamında bir şahsa aidiyetin de tescil edildiği bir yapıdan bahsediyoruz.

Bu bilmeceyi çözmeye çalışmak için biraz daha temel bir yerden düşünmeye başlayalım. Öncelikle bir sanat eserinin kullanım değeri ile değişim değeri[1] arasındaki ilişkiye bakmakta fayda var. Sanat eserinin “kullanım değeri” üzerine konuşmak çok kaba bir tartışma olabilir, ama NFT meselesine ve dijital sanat eserine bakışımızda önemli bir yer tutacağı için tartışmak durumundayız.

Bir sanat eserinin nasıl bir kullanım değeri olduğu sorusunun cevabını aramak bizi biraz çetrefil ve oldukça sübjektif bir alana sokuyor. Bir eser bana keyif veriyor olabilir; beni mutlu ediyor olabilir; bana bir şeyler öğretiyor; içinde işime yarayacak bir veri barındırıyor olabilir; beni düşündürüyor olabilir, ilham veriyor, bana geçmişi hatırlatıyor, beni gelecek konusunda heyecanlandırıyor, bana umut veriyor olabilir... Bu örnekleri kişiye özel şekilde çoğaltmak ve çeşitlemek mümkün. Spinoza’cı bir yerden gidersem ve illa genelleme yapmam gerekirse; bir eserin beni pozitif ve negatif uyaranlarla donatarak conatus’umu artırdığını, beni upuygun duygularla daha etkin hale getirdiğini söyleyebilirim. Kısaca bu nesnenin şu veya bu şekilde özne olarak kabul ettiğim “ben”in işine yaradığını varsayabilirim.

Aynı sanat eserinin satıldığında ise meta haline geldiğini, yani pazara girip değişim değerine sahip olduğunu görüyoruz. Metaya dönüşen bu nesne mesela bir yağlıboya tablo gibi elle tutulur bir eser ise, galeri sistemi çerçevesinde galericiyle sanatçı arasındaki anlaşmaya göre, pazar fiyatı da göz önünde tutularak bir fiyat çerçevesinde el değiştirecek; ressam-galerici-satın alan koleksiyoncu olarak üçlü bir ilişki içerisinde metalar evreninde uygun bir fiyatla kendine yer bulacaktır.

 

Makersplace NFT platformu, ekran görüntüsü

 

Oysa dijital bir sanat eserini elle tutulur bir tabloya göre kullanım olmasa da değişim değeri açısından nereden baktığınıza göre daha avantajlı veya dezavantajlı yapan husus, bu nesnenin neredeyse sıfıra yakın maliyetle[2] ve bozulmaya uğramaksızın sonsuzca kopyalanabilir olmasıdır. Bu sonsuzca kopyalama işlemi üreten kişi açısından eğer para kazanmak istiyorsa dezavantaj, ama eğer eserinin sıfır maliyetle çoklanmasını ve kitlelere yayılmasını istiyorsa da bir avantaj oluşturuyor. Aslında dijital dünyanın paylaşıma, replikasyona ve çoğaltıma uygun bir temelinin bulunması nedeniyle bilgisayarların ve sonra da internetin ortaya çıkış ve gelişimlerinin ilk anlarından beridir ezeli bir savaşın süregittiğini söyleyebiliriz. Merkezî bilgisayar-kişisel bilgisayar karşıtlığında, Unix-Linux-Mac-Windows çekişmelerinde, kapitalizm için canavar olan Torrent altyapısı ve benzeri kişiler arasında paylaşıma imkan veren P2P sistemleri engelleme çabasında, Crack yazılımları ve grupları sayesinde yazılımların kırılmasına ve paylaşımına yönelik önlemler getirilmeye çalışılmasında, hacker grupları ve faaliyetleri karşısında her yıl artan siber güvenlik harcamalarında, TOR browser gibi anonimleşme teknolojilerinin geliştirilmesi karşısında yükselen ülke ve internet servis sağlayıcı bazlı gözetim mekanizmalarında dijital teknoloji ve kültür üzerinde görünmez bir savaş gerçekleştiriliyor. Hukuksal zeminde kontrol çabalarının dışında, her daim teknolojik çözümlerle de kopyalamanın ve çevrimiçi paylaşımın engellenmesi çabasına tanık oluyoruz.  Ayrıca kültürel olarak MIRC gibi platformların anonim şekilde fikir paylaşımına ve tartışmaya odaklı yaklaşımından, herkesin gerçek bilgileriyle bulunduğu ve kendi kimliğini şimdilik mail ve cep telefonu yoluyla tasdiklemek durumunda kaldığı sosyal platformlarda bir dijital çitleme sürecinden bahsetmemiz mümkün.

 

NFT’ye dayalı video oyunu Axie Infinity’nin NFT platformu, Axie Marketplace. Burada sadece “Axie” adlı verilen ‘dijital pet’lerin alım-satımı yapılıyor. Alıcılar, NFT petleri oyunda kullanarak kazandıkları jetonlarla yeni petler yetiştiriyor, daha sonra bunları da satıyor.

 

Dijital çitlemenin ve siber güvenliğin yükselen döneminde bir eserin; daha net bir deyişle “ürün”ün dijital olarak sonsuzca kopyalanabilir olmasının piyasalaştırma dinamikleri açısından sorunlu olduğu ortada. Daha önce VR ile ilgili yazdığımız yazıda[3] gerçek dünyanın piyasalaşmasının sınırına geldiğimizde ister istemez yeni dijital dünyalar ve dijital unsurlar yaratılması gerektiğinden bahsetmiştik. Bu bakış açısından NFT’yi de dijital dünyanın piyasalaşma adımlarından birisi olarak görmek mümkün. Özellikle MetaVerse tarzında birbirine bağlı sanal gerçeklikler ağları oluşturulacak ve burası üzerinden sanal meta ve arazi satışı gerçekleştirilecekse; tekil bir kullanım değeri sağlayan ve değişim değeri açısından da bir güvence sağlayacak bir sistemin kurulması elzem. Ayrıca bu “tekil” dijital ürünlerin Veblen malları dediğimiz az bulunurluktan kaynaklı pahada ağır ve kişiye statü veren mallara dönüşmesi için de böyle bir teknolojik altyapı kapitalizm açısından gerekli.[4] Fakat NFT teknolojisinin bu amaçla kullanılmaya çalışıldığında henüz sorunsuz işlediği söylenemez.  

NFT savunucularına göre NFT’nin sanat dünyasındaki sanatçı-müşteri-galerici arasındaki üçgeni bozma; galerici dediğimiz bu üçüncü kişiyi aradan çıkarma ve bunun payını gas money dediğimiz makul bir ücretle sınırlama eğilimi var. Yani bu teknolojinin üreticiyle alıcı arasında direkt bir ilişki yaratması öngörülüyor. Fakat burada işler biraz karışıyor. Keza yukarıda değindiğimiz üzere bir kişi yasal haklarına sahip olmadığı bir dijital nesneyi alıp, NFT üzerinden bir metaya dönüştürüp satabilme olanağına sahip. Bu durum da ister istemez genel telif haklarıyla ilgili çelişkili bir durum oluşturuyor.

Bu eksikliği sadece öngörüsüzlük olarak değil, genel olarak blok zinciri uygulamalarının siyasi karakterine uyumlu bir çelişki olarak düşünebiliriz. Blok zinciri mantığı özü itibariyle liberter bir çerçeve sunduğu ve kullanıcıların karşılıklı “şahit”liğine dayalı olduğu için herhangi bir devlet kurumu tarafından copyright mantığıyla korunan bir çerçeveye dayanmıyor, keza zaten telif haklarına dayanıyor olsaydı böyle bir kurguya en başından gerek olmayacaktı. Internet üzerindeki telif hakları özellikle fotoğrafçılık, video, müzik gibi alanlarda zaten uzun zamandır gündemde olan bir konu... NFT’nin yıllar içinde burayı doldurması düşünülse de şimdilik copyright mantığıyla çelişkiler barındırmaya devam ediyor. Aslında NFT, Bitcoin gibi kripto paraların da çelişkisini üzerinde taşıyor. Yani ciddiye alınması ve sahada ihtiyaçlar için kullanılabilmesi için devletler veya uluslararası kurumlar tarafından regüle edilmeli, fakat regüle edilirse de şu anki yüksek kazanç potansiyelini kaybedecek.

 

ABD merkezli oyun stüdyosu Larva Labs’in geliştirdiği, kripto koleksiyon nesnelerinin en erken örneklerinden biri olan CyrptoPunks (2017) figürleri.  

 

  

Sol: CryptoPunk #7523. Sotheby’s müzayede evinin Haziran 2021’de düzenlediği “Natively Digital” müzayedesinde 11,8 milyon dolara satıldı. Sağ: CryptoPunk #7804. Mart 2021’de 7,5 milyon dolara satıldı.

 

Bu haliyle NFT telif hakları açısından mevcut kurumsal yapının üstüne kat çıkmak gibi gözükse de sorun aslında genel olarak blockchain mantığının anarko-kapitalist bir ruhla mevcut kapitalizmin hizmetinde ama yine de mevcut kapitalizme karşı geliştirilmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Yani bir çeşit oksimoronla karşı karşıyayız diyebiliriz. Öyle ki, zaten bana ait olan bir yazının bana ait olduğunu, yasal yolun haricinde, otoritenin henüz tanımadığı bir alanda tekrardan tanımlayarak “yasal” hale getirmeye çalışıyorum. Yani merkezi olmayan (de-centralized) bir ortamda aslında bir merkezin (center) yapabileceği bir işleve ihtiyaç duyuyorum. Aslında polis’in[5] dışına çıkmaya çalışırken, “polis” ihtiyacı başka bir şekilde yeniden kendini dayatıyor. Bu noktada sizce Occam’ın usturasını kullansaydık, vardığımız sonuç ne olurdu?

NFT’nin değişim değerinin ihtiyaçlarını karşılamaktan şimdilik uzak olduğuna değindikten sonra kullanım değeri konusuna geri dönelim. Kullanım değeri açısından şimdilik bir tehdit oluşturmasa da NFT’nin copyleft’le ilişkisi zaten değişim değeri odaklı bir yaklaşım olması nedeniyle tamamen ters bir noktada duruyor. Keza NFT dijital dünyanın sınırsız çoğaltmaya dayalı bolluk mantalitesinin tam karşı kutbunda yer alıyor. İnternet ortamında gerçek dünyadaki yokluk anlayışının tersine bir nesne “doğalında” sınırsız şekilde çoğaltılma eğilimindeyken, NFT bu eğilimi sınırlandırma ve dijital yokluğu destekleme yönünde bir işlev taşıyor. Bu çerçevede NFT’leri bu teknolojik çitleme çabasının öncelikle sanat alanına yönelik son çabası olarak ele alabiliriz. Bu çitleme çabasının bir süre sonra kullanımı ve erişimi engellemeye doğru da gidebileceğini öngörmek pek de zor olmasa gerek.

Bu konumlamayla baktığımızda NFT’ler dijital kültürün müşterekleşme eğiliminin karşısında yer alıyorlar. NFT’nin gelişimi; ürünlerin, tasarımların, yaratımların paylaşımcı bir vizyonla genişlemesinin tersi bir yere doğru evrilmesinin bir göstergesi. Ayrıca NFT’ler blockchain teknolojisinin[6] zaten spekülatif para birimleri olan kripto paraların yanında mülkiyet ilişkilerini destekler şekilde kullanılmasının da bir göstergesi.

Bu noktada kapitalizmin kendi içindeki en değerli şirketler teknoloji şirketleri olmuşken ve gerek inovasyon, gerekse de sanayi 4.0 gibi kurgularla kâr maksimizasyonunu teknolojiye dayalı nispî artı-değerden sağlamaya odaklandığı bu yüzyılda bu alanı müşterek yapılara, müşterekleştirme teknolojilerine ve paylaşım zeminine bırakmasını beklemek saflık olacaktı. Fakat her alanda olduğu gibi bu alanı da bir mücadele hattı olarak görmek ve alternatif dijital çoğaltım ve sınırsız paylaşım ilkelerini, açık kaynağı, bilgi paylaşım platformlarını, copyleft’i desteklemeye devam etmek; bu tarz platformların arttırılması için uğraşmak gerektiğini düşünüyorum. Çitlemeye odaklanan eğilimlerin karşısına internet alanının da tıpkı reel alanlarda olduğu gibi müşterekler bakış açısıyla savunulması gerekmekte... NFT’nin sanal nesneleri ve eserleri ticarileştirici anlayışına karşı; karşılıklı fikir alışverişini, paylaşımı, birlikte çalışmayı, birlikte proje üretmeyi hedefleyen platformlar ortaya koymak ve bu platformların uygun mali ve manevi destek mekanizmalarıyla hayatlarını sürdürmeleri için çalışmak elzem gibi gözüküyor.

 



[1] Bu kavramları doğrudan Marx’ın tanımına uygun şekilde kullanıyoruz.

[2] Çok düşük bir elektrik maliyeti ve kopyala-yapıştır emeği gibi çok küçük maliyetleri göz ardı ediyorum.

[4] Fiyatı üretim maliyetini kat kat aşan ve bu uçurum arttıkça satın alan için kıymetli hale gelen saat, çanta, giysi, ayakkabı, araba, tekne vs. gibi en üst kategoride bulunan ürünlerden bahsediyoruz. Veblen malının üretim maliyeti ve satış bedeli arasındaki tüketici rasyonalitesi ortadan kalkmış durumdadır. Önemli olan o saate o miktarı verebilecek statüye sahip olmanın bunu anlayacak bir başka kişiye gösterilebilmesidir.

[5] Yunan sitesi anlamında “polis”ten bahsediyorum. Yani sınırları, yurttaş hakları belirli bir siyasal uzlaşıyla şekillenmiş bir kamu-devlet birlikteliği/karşıtlığı olarak…

[6] Özellikle ekolojiyle ilgili sorunlarını çözdükten sonra ben blockchain teknolojisinin kamusal çerçeveyi geliştirerek, daha paylaşımcı şekilde de kullanılabileceğini düşünüyorum, fakat mevcut dijital para kurgularının böyle bir vizyonla değil de, devletsiz ve bankacılık regülasyonu olmadan daha anarko-kapitalist ve/veya liberter bir kurguyla kurulduklarını gözlemlediğim için karşı tarafında durmayı tercih ediyorum. Yoksa Owen’ın yaptığı türden bir emek-paranın icadı ya da Strumilin’in emek-zaman hesabı gibi işlevler için kullanılabileceğini düşünmek beni heyecanlandırıyor.

ağ toplumu