Gettoyu Savunmak: Kara Panter Partisi’nde Mekân ve Kentsel Politika

 

Coğrafya, planlama ve ilgili disiplinlerde dönen tartışmalarda kentsel kamusal alanlar kavramının –sokaklar, otoparklar, alışveriş merkezleri ve parklar– bolca geçtiğine tanık oluyoruz. Çoğunlukla Henri Lefebvre’in yazılarından esinlenen bu çalışmalar, kamusal alan ve kent “hakkı” mücadelelerini anlamaya çalışıyor. Lefebvre’in de ileri sürdüğü gibi devrimci olaylar genellikle sokaklarda vuku bulur.[1] Buluşma yeri vazifesi gören sokak, kargaşanın damgasını vurduğu spontane bir tiyatrodur: “Kentsel yaşamın [...] bütün unsurları, sokakları doldurmakta, sonra da sabit ikametgâhlarından kopup gelmiş diğer unsurlarla buluşup kaynaşacakları kent merkezlerine doğru akmakta serbesttir.”[2] Sokaklar aynı anda hem ihtilafların, hem düzenlemelerin hem de direnişin konusudur. Hareket ve etkileşim “hem mecbur koşulur hem de kısıtlanır”.

Bu makalenin amacı kamusal alanda ifade bulduğu haliyle Kara Panter Partisi’nin farklı aşamalarda yürürlüğe soktuğu teritoryal politikaları incelemek. Kevin Cox’un ortaya attığı “bağımlılık alanı” ve “angajman alanı” ikiliğinden hareketle, Kara Panter Partisi’nin söylemsel ve maddi pratiklerinde yerselliğin [territoriality] ne şekilde gündeme geldiğini ele alıyorum. Cox’un yaklaşımına göre yerel politikalar, kendilerinden daha yüksek ve daha düşük soyutlama ve gerçeklik düzeylerinde meydana gelen süreçlerin bağlamına oturur.[3] Bu yaklaşımı esas alarak Kara Panter Partisi üzerine yapılacak bir vaka çalışması, toplumsal adalet ve kamusal alan gibi temel meseleleri kavramamıza yardımcı olacaktır. Don Mitchell’ın izinden giderek şu soruları ortaya atıyorum: “Kent ve kentin kamusal alanları üzerinde kim hak sahibidir? Bu hak, yasada ve sokakta nasıl belirlenir? Her daim ihtilaflı ve kısıtlı olan bu hak, kentteki toplumsal adaleti nasıl biçimlendirir?”[4]     

 

Kara Panter Partisi’ni Bağlama Oturtmak

Medeni haklar hareketi, yerel özellikleri ağır basan bir hareketti. Örneğin, kuzeydeki mücadelelerin çoğu kent merkezliydi; dolayısıyla, güney eyaletlerinde çok fazla konu olmayan konut ve kamu hizmeti gibi meseleler, buralarda son derece önemli mücadele alanlarıydı. Kuzeydeki eylemciler, en başta, ayrımcı konut ve eğitim politikalarında kendini gösteren fiilî ayrıştırmayla mücadele ediyorlardı. Farklı hedefler farklı teknikler gerektirir. Güneyde üretilen stratejiler, seçim hilesi ve okul bölgesi seçimi gibi, siyahların aleyhine işleyen fiilî politikalara karşı koymakta çoğu zaman yetersiz ve isabetsiz kalıyordu. C. E. Jones ve J. L. Jeffries’in de ileri sürdüğü gibi, 1966’ya gelindiğinde, “geleneksel medeni haklar örgütlerinin, Afrikalı Amerikalıların, özellikle de kuzeyin kentsel ortamlarında yaşayanların hayatlarını olumsuz etkileyen sistemsel kuvvetleri değiştiremedikleri kesinkes anlaşılmıştı”.[5]       

Kuzey eyaletlerindeki siyah toplulukları, örgütlenmeden yana sıkıntı çekmeksizin adalet ve eşitlik için uzun soluklu bir mücadele vermekle birlikte, bulundukları kötü durumdan onları mesul tutan teori ve politikalarla savaşmak zorunda kaldılar.[6] Theoharis’e göre, güneydeki kırsal alanlarda yaşayan Afrikalı Amerikalılar uzun ve ıstıraplı mücadelelerin simgesi olarak görülürken, kentlerde yaşayanlar medyada ve akademik çevrelerde marazi bir topluluk olarak resmediliyordu. Theoharis, sözgelimi “kahraman Amerikalı kategorisine uymadıkları ve ulusal ilerlemenin sembolü olamayacakları için, sosyal yardımdan yararlanan bekâr annelerin eylemciliğinin görmezden gelindiğini” savunuyor. Dahası, kent merkezli hareketlerin çoğu, kuzey ve batıdaki gettolarda büyümüş üniversite mezunu Afrikalı Amerikalılar tarafından yönetiliyordu. Woodard, “yeni yeni palazlanmakta olan bir siyah entelijansiyasından” bahsediyordu mesela. Elbaum ise “üniversite kampüslerinde bir sürü siyah öğrenci örgütünün türediğini ve siyah üniversite öğrencileri arasında milliyetçilik ile sosyalizm karışımı ideolojilerin çok etkili olduğunu” kayda düşüyordu. Öğrencilerin önderliği altındaki, erkeklerin yanı sıra kadınların da katıldığı bu hareketler, medeni haklar hareketinin kentsel politikalarını kayda değer bir şekilde dönüştürmüştür.

Bu hareketlerden biri olan Kara Panter Partisi’nin kurucuları Bobby Seale ve Huey Newton’ı, yerel faaliyetleri sayesinde ulusal ve uluslararası çapta ün kazanan taban eylemcileri olarak düşünmek gerekiyor. Başta Kara Panter Özsavunma Partisi adını taşıyan parti, 1966 yılında kuruldu. Newton ve Seale’in gözünde, partilerinin programı, kendilerinden önce zulüm ve sömürüyle mücadele etmiş Afrikalı Amerikalı hareketlerin devamı niteliğindeydi. 1966’nın Ekim ayında, partinin savunma bakanı ve önde gelen teorisyenlerinden biri olan Newton ve parti başkanı Seale, on maddelik Kara Panter Partisi Platform ve Programı’nı açıkladılar. Partinin talepleri şu şekilde sıralanıyordu: özgürlük; siyahlar için tam istihdam; siyah topluluğunun kapitalist sömürüsüne son verilmesi; insan onuruna yaraşır konutlar; Afrikalı Amerikalıların bilgi birikimini dışlamayan bir eğitim; askerlik görevinden muafiyet; polis vahşetine son; siyah mahkûmlara özgürlük; adil yargılanma ve son olarak “toprak, ekmek, konut, eğitim, kıyafet, adalet ve barış”.[7] Newton’ın daha sonraları söyleyeceği gibi, “Marksist anlamda ne üretim araçlarının sahibi ne de işçi olan siyahlar ‘azat’ edilir edilmez gettolara itil[miş]”, “ne yüzlerce yıl boyunca maruz bırakıldıkları kurumsal kölelik için tazminat alabil[miş]”, “ne de yeni endüstriyel devlette onlara iş verilmiş”ti. Seale, Parti’nin tavrını şu sözlerle özetleyecekti: “Parti programımızda siyah Amerikalılar olarak 400 yıl boyunca dillendirdiğimiz yakıcı taleplerden başka bir şey yoktur.”[8]

 

Bobby Seale ve Huey Newton

 

Kara Panter Partisi kendisini halkın “öncü”sü olarak tahayyül etse de, yürüttükleri eğitim kampanyaları yerel koşullardan türetilmişti ve somut deneyimlere dayalıydı. Malcolm X’in izinden giden Newton ve Seale, halkı, kendi deneyimlerinden hareketle plan yapmaya teşvik ediyordu. Seale, yerel deneyiminin önemini şu sözlerle ifade ediyordu: “Bence insanlar, özellikle de beyazlar, gettonun kendine has bir dili olduğunu ve halka hitap etmek isteyen partinin –ki bu partinin üyelerinin çoğu da gettodan gelmedir– halkın dilini konuşmak zorunda olduğunu anlamalı”. Newton da benzer bir düşünce hattını izliyordu; fakat, ona göre, kültürel söylemlerle yapısal değişiklikler gerçekleştirmek mümkün değildi. Newton, politika ile kültürün kesişim noktaları hakkında şöyle diyordu:

 

Devrimci bir grup siyah insandan oluşan Kara Panter Partisi, bir kimliği olması gerektiğinin farkındadır. Harekete geçmemizi ve ilerlememizi sağlayacak gücü, bize siyah mirasımız verecektir. Fakat geleneksel Afrika kültürüne dönmenin gereksiz ve pek çok açıdan aleyhimize olduğunu düşünüyoruz. Tek başına kültürün bizi özgürleştiremeyeceğine inanıyoruz.[9]         

 

Dolayısıyla, Kara Panter Partisi’nin kültürel milliyetçi bir grup ya da Pan-Afrikanizm’in bir çeşitlemesi olarak doğduğunu söyleyemeyiz. Kara Panter Partisi, daha ziyade, yerel meseleleri ele almak amacıyla kurulmuş bir taban örgütüdür. Bu da onu, siyah olmayan gruplarla ve örgütlerle ittifak yapmaya daha açık hale getirmiştir. Kara Panter Partisi, Barış ve Özgürlük Partisi ve Beyaz Panter Partisi’yle (Michigan merkezli, üniversite öğrencileri tarafından kurulmuş radikal örgüt) koalisyonlar kurmuş; Kahverengi Bereler (güney California’daki Meksika kökenli Amerikalıların kurduğu sol örgüt), Genç Efendiler (Chicago ve New York’taki Porto Riko grubu) ve Kızıl Muhafız Partisi’yle (Oakland’da, Çin kökenli Amerikalıların devrimci örgütü) işbirliği yapmıştır. Bunların yanı sıra, kadın ve eşcinsel özgürlük hareketleriyle de bağlantılar kurmuştur.   

 

 

Michigan’da radikal grupların basın toplantısı

 

Kara Panter Partisi çeşitli ideolojik kaynaklardan besleniyordu. Newton ve Seale, “akraba olarak gördükleri” Frantz Fanon, Mao Zedong ve Ernesto Che Guevara’nın fikirlerinden esinleniyor; “özgürlüklerini kazanabilmek için, bu adamların özgürlüklerini nasıl elde ettiklerini öğrenmeleri gerektiğine” inanıyorlardı. Fakat, bu politik ideolojilerin, kent merkezli siyah toplulukların kendine has özelliklerine uyarlanması gerekiyordu. “Dışarıdan fikirler ve stratejiler ithal etmekle yetinemezdik; öğrendiklerimizi mahalledeki kardeşlerimizin benimseyebileceği ilkelere ve yöntemlere dönüştürmemiz gerekiyordu,” diye yazacaktı Newton. Sonuçta, Kara Panter Partisi, Mao Zedong, Mikhail Bakunin, Lenin, Kwame Nkrumah ve Kim Il Sung’un da fikirlerinden ilham alan kapsamlı bir sosyalist program geliştirdi.   

Buna rağmen, Kara Panter Partisi’nin erken dönem politik düşüncesinde en çok Malcolm X’in yazı ve konuşmalarının etkisinin görüldüğü söylenebilir. Kara Panter Partisi için Malcolm X’in önemi, kentli kökenlerine ve buna uygun olarak geliştirdiği kent merkezli teritoryal politikalara dayanıyordu. Malcolm X, ölümünden önce, yerelden küresele uzanan yelpazeyi baştan sona kat eden bir siyah özgürlük programının savunuculuğunu yapıyordu. Afrikalı Amerikalıların, ancak tüm dünya halkları eşitsiz iktidar yapılarından kurtulup özgürleştikleri zaman, zulüm ve sömürüden kurtulabileceğini savunuyordu.  

Buna mukabil, yerel stratejiler geliştirmek gerekiyordu; yani, toplulukların, küresel insanlık fikriyatından uzaklaşmadan, yeniden kendi içlerinde bir birlik oluşturmaları ve yaşadıkları yere aidiyet hissiyle bağlanmaları gerekiyordu. Malcolm X, 1964 tarihli bir konuşmasında şöyle diyordu: “Kongo’yu dert edinmeden önce Mississippi’yi yola sokmamız gerektiğini düşündüğümüz sürece Mississippi asla yola girmeyecek. Kendi mücadelemizi, dünya genelinde süregiden mücadelenin bağlamına yerleştirebilmeliyiz”.[10] Malcolm X’in politik düşüncesinin merkezinde, siyahların mücadelesi ile dünyanın diğer ezilen halklarının mücadelesi arasındaki bağ yatıyordu. Bu, “medeni haklar”dan “insan hakları” perspektifine geçmesini mümkün kılan mekânsal bir bağdı.  

 

Kara Panter Partisi’nin Mekânları

Eylem ve müdahaleye, sabit ve sınırları belirli bir ölçek anlayışından ziyade, bağlama oturtulmuş süreçler açısından yaklaşmak gerekiyor. Swyngedouw, süreç temelli bir yaklaşıma ontolojik olarak öncelik tanıdığımız takdirde, başlangıç noktası olarak küreseli ya da yereli alan bir analize mecbur kalmayacağımızı ileri sürüyor. Mekânsal ölçeği, son derece heterojen, çatışkılı ve ihtilaflı bir süreçte üretilen bir şey olarak kuramlaştırmak gerekiyor. Bu nokta, genel olarak medeni haklar hareketini, özel olarak da siyah gücünü anlamak açısından son derece önemlidir. Yazının bu bölümünde, Kevin Cox’un geliştirdiği “bağımlılık alanları” ve “angajman alanları” kavramlarını kullanıyorum. Cox, bu ayrımı, yerel koşulların farkında olan bir yerel politika anlayışı sunmak için yapıyor. Newton ve Seale’ın, Kara Panter Partisi’ni kendi yerel sömürü ve zulüm deneyimlerinden hareketle kurduklarını düşünecek olursak, bu türden bir ölçek politikası anlayışını benimsemek, bu yazıdaki amacım açısından çok önemli.    

Cox’un tanımıyla bağımlılık alanları, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bağımlı oldukları az çok yerelleşmiş toplumsal ilişkilerden oluşur. Bir başka deyişle, bu alanlar, “maddi refahımız için ve bir anlamımız olduğunu hissedebilmemiz için gerekli yere-özgü koşulları tanımlar”. Bağımlılık alanlarında en çok öne çıkan şey, “yerel” koşullara ilişkin “yerel” bilgidir. Bu durum, ABD’nin her köşesinde uygulanan bölgesel medeni haklar stratejileri için geçerlidir; Newton, Seale ve diğer Panterler de, içinden çıktıkları kentsel siyah toplulukların kendine has “bilgi birikimini” temel alarak bu stratejileri benimsemişlerdir. Gerçekten de, mevcut araştırmaların gösterdiği gibi, Oakland, Los Angeles, New York ve Seattle gibi kentlerde açılan Kara Panter Partisi şubelerinin tümü, yerel koşullara uyarlanmış yerel stratejileri yansıtır.  

Buna mukabil, angajman alanları, bağımlılık alanlarını korumaya yönelik politikaların serimlendiği yerlerdir.[11] İnsanların veya kurumların bağımlılık alanlarını ayakta tutmak için gerekli koşulları idame ettirmeye yönelik çabalarının sonuç verip vermeyeceği, diğer toplumsal-mekânsal koşullara bağlıdır. “Genellikle failler, belirli bir yerin sınırları dahilinde gerçekleşenden çok daha kapsamlı (veya belki kısıtlayıcı) bir mübadele ilişkileri kümesine katılırlar” diyen Cox, “yerel çıkarlara ulaşabilme becerisinin büyük oranda teritoryal güç kullanma becerisine bağlı olduğu” sonucuna varır.

Kara Panter Partisi, en başta da Huey Newton, durağan bir politik ideoloji benimsememişti. Kara Panter Partisi’nin politik görüşü, zaman içinde dört uğraktan geçerek evrilmiştir: siyah milliyetçiliği, devrimci milliyetçilik, devrimci enternasyonalizm ve enterkomünalizm. Kara Panter Partisi’nin politik düşüncesinin geçirdiği dönüşümün bariz bir mekânsal boyutu vardır. Bu değişimler, Parti’nin “bağımlılık alanları” ile “angajman alanları”na odaklanarak kavranabilir. Bahsettiğim “uğrakları” anlamanın en iyi yolu, bunlara farklı angajman alanları olarak bakmak.

Kara Panter Partisi, kuruluşundan itibaren kendine, siyah gettosuyla sınırlanmış, yerelleşmiş bir bağımlılık alanı seçti. Newton ve Seale’ın temel meseleleri, gettolarda yaşayan halkın dertleriydi. Seale, partinin kuruluş aşamasında Newton’la beraber diğer Afrikalı Amerikalılarla topluluğun durumu hakkında sohbetler ettiklerini yazıyordu. Kuzey Oakland Mahallesi Yoksullukla Mücadele Merkezi’nde Siyah Amerika tarihi dersleri verirken edindiği tecrübelerden feyz alıyordu.    

Bu tür yerel koşullardan türetilmiş, mahalle bazlı programların sokaktaki gündelik hayata odaklanması şaşırtıcı değil. Daha sonraları “hayatta kalma programları” olarak adlandırılacak mahalle programları, yerel koşullara göre tasarlanıyordu; dolayısıyla ilk hedefleri, mahalle sakinlerinin acil ihtiyaçlarını karşılamak ve dertlerine çare bulmaktı. Polise yönelik mahalle denetimi kurulması, Siyah tarihi dersleri verilmesi, kiracı haklarının ve sosyal güvenlik haklarının teşvik edilmesi, “sağlık klinikleri”nin kurulması ve polis şiddeti olaylarının soruşturulmasına yönelik programlar yürütülüyordu. Bunlardan biri, Bobby Seale’ın belediye başkanlığı kampanyası sırasında yürürlüğe konan Korkutucu Bir Ortama Karşı Yaşlılar (S.A.F.E.) programıydı. Silahlı soygun ve kapkaç olaylarının mağdurlarının yarısından fazlasının elli yaş üstünde olduğunu öğrenen Kara Panter Partisi, yaşlılar için ücretsiz ulaşım ve koruma hizmetleri sağlamaya başladı. “Çocuklara Ücretsiz Kahvaltı”, “Çocuklara Ücretsiz Kıyafet”, “Ücretsiz Yemek ve Ayakkabı” programları ise, çocukların fiziksel ve sosyal güvenliğine yönelik programlardı.  

 

 

 

 

 

 

Fakat, ilk uygulamaya konan ve belki de en çok tartışma yaratan program, polis-uyarı devriyesiydi. Silahlı Kara Panter üyeleri, sokakları devriye geziyor ve polis faaliyetlerini denetliyorlardı. Bu devriye yürüyüşleri stratejik olarak birden fazla amaca hizmet ediyordu. Parti’nin kendine biçtiği “öncü” rolüne ve buna eşlik eden politik eğitim vurgusuna uygun olarak, bu devriye programı, üye kazanmaya ve bilgi yaymaya yönelik bir strateji olarak görülüyordu. Newton bu stratejiyi şu sözlerle açıklıyordu: “Öncelikli hedefimiz topluluğu eğitmek ve devrimin saflarına katmak olduğu için, onların ilgisini çekebilmemiz ve onlara özdeşleşebilecekleri bir şey vermemiz gerekiyordu”. Polisi gözetleyen başka örgütlü yurttaş devriyelerinden haberdar olan Newton, bu uygulamanın bulunmaz fırsatlar sunduğunun farkındaydı: “[Polisle] karşılaşmaları bir üst seviyeye taşıyıp, onları silahlarla gözleyerek, bize karşı davranışlarında bir değişiklik yaratabilirdik”.[12]

Newton ve Seale, zulüm ve sömürünün başlıca mağdurlarını, yani, lümpen proletaryayı, Parti saflarına kazanmanın peşindeydi. Fanon ve Malcolm X’ten öğrendikleri doğrultusunda, en başta “sokaktakileri” hedef aldılar. Newton daha sonraları “üniversitelerde ve liselerde şartlı tahliyeyle salıverilmiş, göz hapsinde tutulan, yeni hapisten çıkmış ya da yakında hapsi boylayacakmış gibi duran kardeşlerimizle konuşuyorduk,” diyecekti. Newton’a göre diğer siyah politik örgütlerin başarısızlığının sebebi, “temsil etme iddiasında oldukları insanları, yani, üniversite yüzü görmemiş, muhtemelen liseden bile mezun olmamış fakir insanları davaya kazanıp faaliyetlere dahil edememiş olmaları”ydı.[13]   

Silahlı devriyelerin bir başka amacı da, mahalleliler arasında bir dayanışma ve bağlılık duygusu geliştirmekti. Newton, “polisin karşısına dengi olarak çıkarak, hatta onları mahalleden uzak tutarak, üstelik tüm bunları yasal sınırlar dahilinde yaparak, siyah onurunun nasıl bir şey olduğunu mahallilere gösterdik”lerini düşünüyordu. Ona göre silahlı devriyeler “dayanışma duygusu yaratıyordu”.[14]

Fakat, devriyelerin en önemli sebebi, Oakland’daki siyah toplulukların maruz kaldığı polis vahşetine karşı koymaktı. Kuramsal açıdan bakıldığında, bu devriyeler, kent mücadelelerinin bünyesindeki maddi ve mekânsal pratikleri dikkate almalarından ötürü önemlidir. Foucault’ya göre disiplin, bireylerin mekâna dağıtılma biçimleriyle başlar, ve gözetim de dahil olmak üzere çeşitli denetim mekanizmaları üzerinden uygulanır. Polis teşkilatları kentsel alanlarda çoğunlukla bu tür mekanizmalar üzerinden iktidar uygular. Mesela, Steve Herbert’in Los Angeles polisinin davranışlarıyla ilgili çalışması, “alan kontrolünün”, “polisin toplumsal denetimi sağlama çabalarının vazgeçilmez bir parçası” olduğunu ortaya koyuyor.[15] Herbert, mekânda sınırlar oluşturmanın ve erişimi kısıtlamanın, kamu düzeni sağlamaya yönelik emniyet stratejilerinin çok önemli bir parçası olduğunu savunuyor. Polisin gücü, belirli bir politik coğrafyaya dayanır. Panterlerin silahlı devriyelerinin bu denli tehditkâr olmasının sebebi de budur: Gettoyu geri almak için silahlanan siyahların görünür varlığı, statükoya meydan okumaya yeter. Newton şöyle diyordu:

 

Oakland polisinin ve California karayolu devriyesinin, mahalle sakinlerine korku salmak için silahlarını tamamen açıkta taşımaya başladıklarına şahit olduk. Tüm bunları gördük ve siyah insanların bilincinin neredeyse patlama noktasına geldiğini fark ettik.[16]

 

Seale ise meseleyi şu sözlerle açıyordu:     

 

Kendimizi polise karşı savunmamız gerekiyor çünkü evlerimizin kapısını kırıyor; sokak ortasında siyah kardeşlerimizi vuruyor ve kadın yoldaşlarımızın başını hedef alıyorlar. Polisin silah taşımaktaki birincil amacı, gözdağı vererek, temel politik arzularımızı gerçekleştirmek ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için örgütlenmemizi engellemek. İktidar yapısı, özgürlük ve bağımsızlık için harekete geçen insanlara karşı faşist polisi kullanıyor. Halkımızı bölüyor, ama biz bu program etrafında birleştireceğimiz halka özsavunmayı öğreteceğiz.[17]

 

Beklenebileceği gibi, silahlı devriyeler polis ile Kara Panter Partisi arasındaki gerilimi iyice tırmandırdı. Bu devriyelerden dolayı bazı Parti üyeleri ile polis arasında bir dizi restleşme ve çatışma yaşandı. Bu olaylardan biri de 1 Nisan 1967’de gerçekleşti. 22 yaşındaki Denzil Dowell, California’nın Richmond kentinde beyaz bir şerif yardımcısı tarafından vurularak öldürülmüştü. Dowell’ın ailesinin talebi üzerine cinayetle ilgili soruşturma başlatan Kara Panter Partisi, Richmond şerif departmanının şüpheli adam öldürme olaylarına karıştığını ortaya çıkardı; Aralık 1966’da Kuzey Richmond’da öldürülen iki siyah da kurbanlar arasındaydı.

Bunun üzerine Huey Newton, sembolik ve fiziksel anlamda sokakları geri alma çağrısının dillendirileceği bir miting düzenlemeye karar verdi. Bobby Seale’a göre, Newton’ın mitingi düzenlemekteki amacı “insanlara kendimizi savunmak için silahlanmamız gerektiğini söylemek”ti. Bobby Seale’ın açıklamalarına göre, gösteri günü “miting alanının her bir köşesinde, militer nizam içerisinde birbirlerinden doksan ila yüz yirmi metre aralıklarla sıralanmış yirmişer Kara Panter” vardı. Parti üyeleri, insanlara Dowell’ın nasıl öldürüldüğünü anlattıktan sonra, siyahların birleşip silahlı bir örgütlenmeye gitmelerinin vaktinin geldiğini söylediler. Yaklaşık 300 kişilik kalabalığı dağıtmaya teşebbüs eden polis ile Parti üyeleri arasında ciddi bir çatışma yaşandı. Bu olayın ardından, 300 ila 400 kişinin katılımıyla ikinci bir Richmond mitingi düzenlendi. Newton bu kez sokakları bloke etme yolunu izledi ve kalabalığa, Kara Panter Partisi’nin siyah toplulukları polis vahşetinden korumayı amaçladığı anlatıldı.    

Bu mitingler üzerine, Oakland milletvekili Donald Mulford “sokakta ve diğer kamusal alanlarda, şahısların kendi üzerlerinde veya araçlarında silah taşımasının yasaklanmasını” öngören bir yasa tasarısı sundu. Bunun ardından peş peşe gelecek yasal manevralar, mekânsal mücadele ile yasalar arasındaki diyalektiği ortaya koyacaktı. Newton şöyle diyordu: “Sistemin nasıl çalıştığını biliyorduk. Kanunları kendi lehimize, ve onların aleyhine kullandığımızda, onlar da basitçe kanunu değiştiriyordu”. Newton, “Panter Yasa Tasarısı”na cevaben bir bildiri hazırladı; Bir Numaralı İdari Direktif başlıklı bildiri, Seale’ın da aralarında olduğu otuz parti üyesi tarafından eyalet başkentinde okunacaktı. Hazırlık aşamasındaki yasa tasarısını hedef alan bildiride, “ırkçı California eyalet parlamentosu” ve “Vietnam’daki soykırım amaçlı ırkçı savaş” topa tutuluyordu. Bildiride Amerika’ya yönelik bir dizi suçlama sıralanıyordu:

 

Bu ülkenin kökeninde yatan siyahlara yönelik köleleştirme; Kızılderililere yönelik soykırım ve soykırımdan kurtulanların rezervasyonlara kapatılması; binlerce siyah erkek ve kadının vahşice linç edilmesi; Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları; ve şimdi Vietnam’daki alçakça katliam... bunların hepsi, Amerika’nın ırkçı iktidar yapısının beyaz olmayan halklara dair tek bir politikası olduğunu ortaya koyuyor: baskı, soykırım, terör ve tehdit.[18] 

 

2 Mayıs 1967’de eyalet başkentinde gerçekleşen yüzleşme ve Bir Numaralı İdari Direktif, kamusal alan üzerine dönen mekânsal mücadeleleri ana hatlarıyla ortaya koyuyordu. Bir yanda, mesele, alan kontrolü (bu örnekte, bilfiil sokakların kontrolü) üzerinden toplumun disipline edilmesiydi. Silah taşımak anayasal bir haktı; dolayısıyla Kara Panter Partisi üyeleri hukuku ihlal etmiyorlardı. Fakat, bu eylemleriyle fiilen yürürlükte olan ırk ilişkilerini ihlal ediyorlardı. Kentsel mücadeleler hakkında yazan Eugene McCann’in söylediği gibi, devlet, insanlar arası ayrımı idame ettirebilmek için normatif mekân tanımları üretir ve dayatır. “Panter Yasa Tasarısı” bu türden bir karşı-direniş örneğidir; burada, hegemonik bir kurumun direniş karşısında yasayı değiştirme yoluna gittiğine şahit oluyoruz. McCann, “Afrikalı Amerikalılar gibi, yaşamları, tarihleri ve mekânları genellikle marjinalize edilen grupların, gündelik pratiklerinin yanı sıra daha sıradışı ve dramatik olaylar yoluyla bu mekânların özündeki egemen temsillere meydan okuyabildiğini” ileri sürüyor.[19] Gündelik bir pratik haline gelen silahlı devriyeler de, eyalet başkentinde gerçekleşen yüzleşme de bunun örnekleri olarak okunabilir. Öte yandan, Kara Panter Partisi, özellikle de Newton’ın şahsında somutlaştığı haliyle, Afrikalı Amerikalıların maruz kaldığı baskıyı çok daha uzun ve geniş bir baskı, sömürü ve soykırım tarihi ve coğrafyasıyla irtibatlandırıyordu.    

 

 

 

 

Başkentte gerçekleşen yüzleşme, Kara Panter Partisi’nin angajman alanlarını ciddi şekilde dönüştürdü. Yohuru Williams, ellerinde silahlarla meclis oturumuna giren siyah erkek ve kadınların, Kara Panter Partisi’nin imajı üzerinde dolaysız bir etki yarattığını ifade ediyor.[20] Parti üyeleri aldıkları riskin, doğabilecek olumlu ve olumsuz sonuçların farkındaydı. Ulusal medyada geniş yer alan bu olay, Panterlere ciddi görünürlük sağlamıştı. Öte yandan, bu eylem, önerilenden de daha sert bir silah denetim yasasının geçmesine ve kolluk kuvvetleri tarafından uygulanan denetim ve tacizin artmasına sebep oldu.      

Bu durumda, daha geniş bir angajman alanı kazanmak adına devreye sokulan bu mekânsal stratejinin sonuç verip vermediği sorusu gündeme geliyor. Russel Shoats’a göre, “medeni haklar hareketinin liderleri, mesajlarını iletebilmek ve kendilerini akla gelebilecek en alçakça tacizlerden koruyabilmek için bu türden bir kamusal görünürlüğe ihtiyaç duyuyordu”, fakat kent bağlamına gelindiğinde “bu strateji, siyah özgürlük mücadelesinde istenen sonuçları vermiyordu, çünkü bu mücadele ister istemez daha gizli çalışma yöntemleri gerektiriyordu”.[21]

Fakat, Newton’ın mücadele anlayışı (ki, Parti üyelerinin hepsinin bu anlayışı paylaştığı söylenemez) çerçevesinde, bu genişletilmiş angajman alanının bir faydası vardı. Newton, sosyalizm vurgusu güçlü olan bir devrimci milliyetçiliği savunmaya başlamıştı. Hayatının son yılında ideolojik yönünü değiştiren Malcolm X gibi, Parti’nin “siyaset felsefecisi” olan Newton da, ırk temelli anlayıştan uzaklaşarak sınıf ayrımına dayalı bir anlayış benimsedi. Newton, parti politikasındaki ilk değişimleri şu sözlerle açıklıyordu: “Sıradan ya da ayrılıkçı milliyetçiler olmaktan çıkıp, devrimci milliyetçiler haline geldik. Bağımsızlık ve uluslaşma mücadelesi veren diğer bütün dünya halklarıyla bir olduğumuzu beyan ettik, ve diğer sözde sömürgelerin sahip olduğu coğrafi yoğunluğa sahip olmadığımızdan kendimizi ‘dağınık bir sömürge’ olarak tarif ettik”. Newton, siyah getto üzerinde dönen mücadeleyi daha geniş bir sahneye taşımak istiyordu. Dolayısıyla, kültürel milliyetçilikten devrimci milliyetçiliğe geçiş, siyah gettonun mecazi olarak değil, kelimenin gerçek anlamıyla sömürgeleştirilmiş bir teritorya olarak düşünülmesine dayanıyordu. Ezilen tüm halklar, ancak sömürgelikten kurtuluş süreciyle toplumsal adalete ve özgürlüğe kavuşacak, kendi kaderlerini tayin etme hakkı kazanacaklardı.

Siyah topluluklara ilişkin perspektifin bu şekilde yeniden tarif edilmesi, angajman alanlarının değişmesini sağladı ve farklı mekânsal pratiklerde ifadesini buldu. Devrimci milliyetçiliğe geçiş sürecindeki Newton, Kara Panter Partisi’nin, kurtuluş ve özgürlük mücadelesi veren bütün ezilen halklarla birleşmesinden yanaydı. Newton ve genel olarak Kara Panter Partisi, bu aşamada, “halkların uluslaşma yoluyla birtakım sorunlarını çözebileceklerini” düşünüyorlardı.[22] Seale da, daha önce Mississippi ile Kongo arasındaki jeopolitik bağlantıları vurgulayan Malcolm X’le benzer bir görüşü savunuyordu:

 

Amerika’da, kendi yurdumuzda da emperyalizmle savaşmamız gerektiğini anlamalıyız. Amerika’daki siyah, kahverengi ve kızıl derili halklara, hatta protestocu öğrencilere, radikallere ve ilericilere uygulanan topluluk emperyalizmini görmezden gelerek, ... genel olarak emperyalizmle, emperyalizmin yurtdışındaki uygulamalarıyla mücadele edemezsiniz.

 

Newton ve Seale’ı beyaz solcularla işbirliği yapmaya sevk eden etken de, diğer sömürge halklarıyla aralarındaki dayanışma duygusu ve kültürel milliyetçi tutumlarla bağlarını koparmış olmalarıydı. Angajman alanının genişletilmesiyle beraber gerçekleşen bu ideolojik değişimin sonuçları, değişen mekânsal pratiklerde de kendini gösterdi; örneğin, 1967’de Barış ve Özgürlük Partisi’yle ırklararası bir ittifak kuruldu. Bu değişim, Parti yönetimi ile Parti’nin “tabanı” ve diğer üyeleri arasında sorun çıkmasına sebep oldu. Hem toplumsal hem de mekânsal anlamda daha katı ve ayrılıkçı bir yaklaşım benimseyenler, farklı ırklarla ittifak kurulmasına karşı çıktılar. Bu ittifaklar maddi ve finansal kazanımlar sağlasa da, siyah topluluğu arasında sosyal sermaye kaybına yol açtı.

Bundan sonraki önemli ideolojik değişim 1970 senesinde gerçekleşti. Adam öldürme suçundan hüküm giyen Newton, kararın bozulması üzerine o yaz hapisten çıkmıştı. Küresel bilincinin gittikçe arttığının bir işaret olarak, Newton Parti politikasında bir değişikliğe daha giderek devrimci enternasyonalizmi benimsedi. Siyah toplulukları sömürgeler olarak görmüyordu artık. Üstüne üstlük, angajman alanını Amerika topraklarının her bir karışını içerecek şekilde genişletmişti. 1971’de şöyle diyordu:

 

Kara Panter Partisi’nin üyeleri olarak Amerika’nın artık bir ulus olmadığını gördük. Amerika, başka bir şey, bir ulustan fazlası. Yalnızca teritoryasını değil, denetim alanını da genişletti. Bu yüzden onu “imparatorluk” olarak adlandırdık.[23]

 

Newton’ın “imparatorluk” tanımı oldukça işlevsel ve öğreticidir. Bu tanıma göre “imparatorluk”, “kendini, dünyanın bütün topraklarını ve halklarını denetleyen bir güce dönüştürmüş bir ulus-devlettir”. Bu anlayışın stratejik sonuçları da olacaktı. 1971’de, Newton, Amerikan emperyalizmine karşı savaşan Güney Vietnam Cumhuriyeti Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Geçici Devrimci Hükümeti’ne destek amacıyla askerî birlikler göndermeyi teklif etti. Parti, 13 Eylül 1970’te Cezayir’de şube açtı. Parti üyeleri, ayrıca, Kuzey Kore ve Çin’deki diğer kurtuluş hareketleriyle irtibat kurdu. Amerika’nın bu şekilde yeniden tanımlanması, Afrikalı Amerikalı toplulukların içinde bulunduğu durumun farklı kavramlar üzerinden tarif edilmesini gerektiriyordu. Aralık 1972’ye gelindiğinde Newton şu sonuca varmıştı:

 

Siyah Amerikalıların tam olarak bir sömürge tebaası olduğu söylenemez. Bunun için, hükümranlık alanınızın yabancı bir kuvvet tarafından işgal edilmesi gerekir... Oysa Amerika’daki siyahlar başka diyarlardan koparılıp köle gücü olarak zorla Amerika’ya nakledilmiştir.

 

Newton bu argümanı ilave (ve daha maddi) bir unsurla destekliyordu:

 

Dünyada artık sömürgelerin ya da yeni-sömürgelerin olmadığını düşünüyoruz. Sömürgeleştirilen bir halkın sömürgelikten kurtulup tekrar eski haline dönmesi mümkündür. Peki, tüm dünyaya yayılan bir hükümranlık alanında hammaddelere el konuyor, emek sömürülüyorsa, ne olur?

 

Böylesi bir totaliter sistemde “insanlar ve ekonomi, emperyalist imparatorluğun ayrılmaz parçaları haline gelirler ve ‘sömürgelikten kurtulup’ eski yaşam koşullarına dönmeleri imkânsız olur”.[24]      

Ulus-devletin tarihe karıştığına dair bu anlayış, Newton’ı enterkomünalizm pozisyonunu savunmaya sevk edecekti: “Biz diyoruz ki bugün dünya dağınık toplulukların toplamından oluşuyor. Topluluk, ulustan farklıdır. Topluluk, küçük bir grup insanın ihtiyaçlarını karşılamaya hizmet eden kapsamlı bir kurumlar bütününe sahip küçük bir birimdir”. Dolayısıyla, Newton için enterkomünalizm, devletlerin egemenlik sınırlarının tanınmadığı bir duruma işaret ediyordu. Ezilen “uluslar”dan bahsetmek mümkün değildi artık; onun yerine ezilen “topluluklar” vardı. Dolayısıyla Newton soruna, tek bir süper gücün, ABD’nin, hükmettiği bir totaliter küreselleşme süreci olarak bakıyordu. Öyle ki, Newton’ın jeopolitik dünya görüşüne göre, Sovyetler Birliği’nin hiçbir gücü yoktu. ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki silah ve ticaret anlaşmaları ilkinin üstünlüğünü açıkça ortaya koyuyordu. “Sovyetler Birliği’nin tek yapabildiği, dayak yemiş köpekler gibi sızlanmak ve yıkımdan kurtulmak için barış içinde birarada yaşamaktan dem vurmak”tı. “Bu durum dünyayı inkâr edilemez bir olguyla karşı karşıya bırakıyor”du: “ABD dünyadaki tek hâkim güç”tü; “Sovyetler Birliği ise, dünyadaki bütün diğer uluslar gibi ABD’nin uydusu haline gel”mişti.[25]

Newton’ın komünal bir perspektif benimsemesi, bence mekânsal açıdan, Oakland’ın siyah kent gettolarında büyümüş olmasından kaynaklanıyor. Newton, enterkomünalizm anlayışını savunurken, toplumun üretim birimlerinin ve kurumsal organlarının denetimini ele geçiren bir halkın “içinde yaşadığı maddi dünyayla –insanlar, bitkiler, kitaplar, makineler, medya, ve geri kalan her şey– daha bilinçli bir ilişki kuracağını” ileri sürüyordu. İnsanlar “iktidar sahibi olacak; yani, etraflarındaki olayları denetleyebilecek ve arzulanan şekilde işlemelerini sağlayabilecekler”di. Dahası “kendi hakiki arzularının farkına varacaklar”dı. Bu komünalizm anlayışı, Newton’ın Afrikalı Amerikalı topluluklar hakkındaki daha önceki ifadeleriyle uyum içindeydi. Mesela 1969’da, “Siyah halk, politik iktidar sahibi olmadığı için özgür de değildir” dedikten sonra Kara Panter Partisi’nin kuruluş sebebini şu sözlerle açıklamıştı: “Sokaktaki kardeşlerimizin fikrini alarak işe başladık. Onlara, ordu ve silahlı polis gücü de dahil olmak üzere iktidar yapısının saldırganlığına karşı topluluğu korumayı hedefleyen Kara Panter Özsavunma Partisi’ni kurmakla ilgilenip ilgilenmeyeceklerini sorduk.”[26]

Newton, enterkomünalizmin politik bir program olarak uygulamaya konduğu takdirde zulmün ve sömürünün olmadığı bir sistemi geliştirebileceğine inanıyordu. Bu yeni sistemde insanlar yeni bir “kimlik” yaratcabileceklerdi. 

 

Halk üretim araçlarını, kitle iletişim araçlarını vesaire ele geçirince, ırkçılıktan kurtulmuş olmayacağız. Fakat toplumun bütün üretim birimlerinin ve kurumsal organlarının –yalnızca fabrikaların değil, aynı zamanda medyanın da– halkın denetiminde olması, bu çelişkileri çözme imkânı sağlayacak. Halk, yeni değerler, yeni kimlikler üretecek. İnsanlar kültürel ve ekonomik koşullardan kaynaklanan eski çatışmaları çözdükçe, ortaya yeni ve özünde insani bir kültür çıkacak.[27]  

 

Kara Panter Partisi’nin bütün üyeleri kendisiyle hemfikir olmasa da, 1972’ye gelindiğinde Newton Afrikalı Amerikalıların belirsiz bir coğrafi alan işgal ettiklerine kani olmuştu. Ne Amerika’ya ne de Afrika’ya aitlerdi. Newton’a göre “Afrika’yla yalnızca tarihsel bağları olan Afrikalı Amerikalılar, ne Afrika’nın ne de Amerika’nın toprakları üzerinde hak iddia edebiliyorlar[dı]. ABD siyahları, boyunduruk altında bir sömürge değil, daha geniş sınırlar içinde yer alan ezilen bir topluluk[tu]”.[28] Newton, Pan-Afrikanizm’in ve siyah kültürel milliyetçiliğinin Afrikalı Amerikalıları özgürleştiremeyeceği sonucuna varmıştı. Pan-Afrikanizm’in “siyah Amerikalıların tekil durumuna çare olamayacağını” düşünüyordu, çünkü “siyah Amerikalıların, yüzlerce yıllık zulüm ortamında gelişmiş kültürel ve toplumsal âdetlerinden başka hiçbir şeyleri yok”tu.    

Newton’ın, diaspora perspektifinin sonuçlarını tam kavrayamadığı söylenebilirse de, çözümlerin küresel süreçlere yerelleşmiş cevaplar vermede yattığını anlamıştı:

 

Zulmün esas itibariyle ekonomik bir tabiatı olduğunu kabul edecek olursak, ezilenlerin ilk hamlesi kendilerine zulmedenlerin elinden ekonominin denetimini almak olmalıdır. Siyahlara yönelik zulmü ırk ekseninde tanımlarsak, o zaman siyahlar tarafından beyazlara ya da diğer siyahlara uygulandığı sürece insanın insana uyguladığı ekonomik sömürüde bir mahsur olmadığı sonucuna varabiliriz. Ama, zulmü ve sömürüyü tümden ortadan kaldırmaya niyetliysek eğer, o zaman ezilenler dünya çapında birleşerek ezenlere karşı hücuma geçmelidir.[29]   

 

Newton, komünal bağımlılık alanlarında etkin bir şekilde çalışabilmek için angajman alanlarını genişletmenin şart olduğuna inanıyordu. Ona göre, sosyalist devrimden başka çözüm yolu yoktu. Newton ve Seale’ın Kara Panter Partisi’ni kurmaktaki amacı “siyah hareketinin bazı ideolojik sorunlarını çözmek” ve “siyah politik örgütlerinin neden bir türlü başarılı olamadığını” ortaya koymaktı. Aradan beş yıl geçtikten sonra Newton artık siyah devrimini “dünya devriminin öncüsü” olarak görüyordu:

 

Siyah Amerikalıların ilk gerçek enternasyonalistler olduğuna inanıyoruz. Enternasyonalistiz çünkü köleler olarak dünyanın her yerine dağıldık ve bu yüzden diğer kültürlerden insanlarla kolayca özdeşleşebiliyoruz. Kölelikten dolayı hiçbir zaman yurdumuza, Rus bir köylünün toprağına bağlandığı gibi bağlanmadık. Her zaman evden çok uzaktayız.[30]       

 

Kara Panter Partisi’nin sürekli değişen ideolojik görüşlerinin itiraz görmeden kabul edildiği söylenemez. Örneğin Umoja, New York’taki pek çok Kara Panter’in Newton’ın ideolojik olarak siyah milliyetçiliğinden uzaklaşmasına karşı olduğunu, aralarından ancak çok azının Newton’ın soyut emperyalizm teorisini kavrayabildiğini ileri sürüyor.[31] Hayes ve Kiene de, aynı şekilde, “Newton ve Panterlerin görüşlerinin çok hızlı bir şekilde aşama kaydetmesinin sorun teşkil ettiğini” savunuyor: “İdeolojik değişiklikler politik eğitimlerle desteklenmediğinden alt kademelerdeki parti üyeleri yeni fikirleri özümsemekte zorluk çekiyordu.”[32] Eldridge Cleaver angajman alanını daha sınırlı tutmaktan ve ABD’deki emniyet güçlerine karşı “saldırgan” bir üslup benimsemekten yanaydı. Newton ise en iyi stratejinin angajman alanını geniş tutmak olduğunda ısrarcıydı. 

Tek tek mekânsal pratikler de parti içinde bölünmelere sebep oldu. Newton’ın Kuzey Vietnam hükümetine, ABD güçlerine karşı verdikleri savaşta destek olmaları için Parti üyelerini gönderebileceğini tebliğ etmesi, ABD içinde silahlı mücadele çağrısı yapmamasından rahatsız olan Parti üyelerini kızdırdı. Kısacası, Kara Panter Partisi’nin ABD’deki en örgütsüz topluluğu (lümpen proletaryayı) örgütlemeye girişip, bir de bu işi birbirinden çok farklı ideolojilerin yardımıyla (Mao, Guevara, Fanon gibi) yapmaya kalkmasının sorunlu olduğunu savunan Henderson’ın dediğinde bir doğruluk payı olduğunu kabul etmek gerekiyor: “İnsanlar, kendi deneyimleriyle daha uyumlu örneklere ihtiyaç duyuyordu”.[33] Newton bu epistemolojik engeli ortadan kaldırmaya çalışsa da, maddi bağımlılık alanları arasındaki bağlantılar, onun kafasındaki daha geniş angajman alanları tarafından çerçevelenince bulanıklaşıyordu.  

 

Sonuç

Coğrafyacılar kentsel alanlarda serimlenen mekânsal mücadelelere ilişkin anlayışımıza ciddi katkılarda bulundular. Buna karşın, kent kökenli Afro-Amerikan hareketlerin, özellikle de “siyah gücü” başlığı altındakilerin mücadelesini konu edinen çok az araştırma yapılmıştır. Bu eksiklik, siyah gücü hareketini konu edinen çalışmalarda görülen daha önemli bir ihmalin belirtisidir. Peniel Joseph’in belirttiği gibi “siyah gücü hareketinin, emek mücadelesi, yoksulluk, kent ayaklanmaları ve mahalle denetimi hareketleri üzerindeki etkileri daha fazla araştırılmaya muhtaç”.[34] Fakat, “coğrafi konuma, politik örgüte ve tarihsel koşullara bağlı olarak siyah politik radikalizminin hangi noktalarda farklılaştığını ve kesiştiğini de bilmek gerekiyor”. Tracye Matthews’ün dediği gibi:

 

Kara Panter Partisi tarafından gündeme getirilen mevzular yirmi birinci yüzyılın başında siyah topluluklar için hâlâ önemini koruyor. 60’ların sonlarından bu yana çoğu siyahın ekonomik durumu daha da kötüye gitti. Bunun başlıca sebebi, küresel rekabet ortamında ayakta kalabilmek için ileri kapitalizm tarafından yürürlüğe sokulan yapısal uyum programları ve endüstriyel ekonomiden hizmet sektörüne dayalı ekonomilere geçilmesidir. Bu değişimlerin toplumsal sonuçlarıyla (daha sofistike ve sinsi ırkçılık ve cinsiyetçilik biçimleri de bu sonuçlardandır) mücadele edebilmek için yeni çözümler geliştirmek yetmez; aynı zamanda, geçmiş kolektif ve örgütlü direniş pratiklerini daha yakından incelemek ve bu deneyimlerden ders almak gerekir.[35]

 

Bu makalede farklı aşamalarda devreye soktuğu politikalar ve teritorya anlayışı üzerinden Kara Panter Partisi’nin kentteki mekânsal politikasını inceledim. 1966 ile 1982 yılları arasında faaliyet gösteren Kara Panter Partisi, yalnızca ABD’deki değil tüm dünyadaki özgürlük mücadelelerini dönüştürdü. “Batı Oakland’ın kenar mahallelerinden doğan ve elliden az üyesi olan küçük bir siyah milliyetçi örgüt, 1960’ların sonlarında tüm dünyayı saran isyanın en önemli aktörlerinden biri haline geldi”.[36] Kara Panter Partisi’nin siyaset felsefesinin çekirdeğini, aşamalı bir teritoryal politika anlayışı oluşturuyordu. Yerel meselelerden yola çıkıp küresel enterkomünalizm fikrine varan Parti’nin doktrini “genç, mülksüz, isyankâr bir neslin köklü bir toplumsal dönüşüm teorisi ve pratiği geliştirmeye yönelik girişimini temsil ediyordu”. Dahası, Kara Panter Partisi siyaset felsefesini maddi programlarla pekiştirmeye çalışıyordu. Fakat, felsefi olarak, Newton’ın angajman alanlarını genişletme hamlesi beklenen etkiyi yaratamadı; kapsamı genişleten Newton, topluluk üyeleriyle yeniden bağ kuramadı. Kara Panter Partisi, gazetelerinde ve diğer propaganda amaçlı yayınlarında üyelerini “gettoyu savunmaya” çağırıyordu. Huey Newton, Bobby Seale ve diğerlerinin gözünde medeni haklar mücadelesi, toplumsal adalet adına yürütülen mekânsal bir mücadeleydi. Esasen Malcolm X’ten devraldıkları radikal modelin kapsamını genişleten Kara Panter Partisi, bizzat içinde yaşadığı kent ortamlarını yeniden dönüştürmeye çalıştı. 

Kara Panter Partisi’nin kentsel politikasının coğrafi içerimleri nelerdir? Kara Panter Partisi, hayatta kalma programlarını, hitap ettikleri toplulukların acil ihtiyaçlarına ve sorunlarına göre hazırlıyordu. Bu strateji, Parti’nin politik görüşünü uzak ve soyut bir fikir olmaktan çıkardı ve doğrudan doğruya mahalle halkının hayatına dokunan maddi pratiklere döktü. Kara Panter Partisi, siyahlara yönelik zulmün payandalarını yeniden değerlendirmek konusunda diğer “Siyah coğrafyalar”la hemfikirdi. Bu mücadeleler, “Siyah coğrafyaları” maddi, ideolojik ve yaşantısal olarak konumlandırıyor ve bu sayede, belirli teritoryaların bağlamına mahkûm olmayan alternatif sosyal adalet çerçeveleri sağlıyordu. Dolayısıyla, Kara Panterlerin ve Malcolm X gibi başkalarının jeopolitik görüşü, kentsel alanın yeniden mekânsallaştırılmasına ve politikleştirilmesine dayanan bir beşeri coğrafyaya işaret eder. Fakat, öte yandan, Newton’ın zaman içinde değişen jeopolitik görüşü güncel ve etkili maddi pratiklerde karşılık bulamamıştır. Henderson “kültürel dönüşümün devrimci rolünü reddeden Kara Panter Partisi’nin böylece kendini yalnızca devrimci pratikten değil, bizatihi siyah özgürlük hareketinin özünden de uzaklaştırdığını” savunuyor. Dahası, Parti’nin, “yabancı mücadelelerden nakledilmiş ve dolayısıyla ABD politik ekonomisinin ihtiyaçlarına göre ayarlanmamış bir devrimci pusula” kullanarak ve “enterkomünalizm uğruna siyah milliyetçiliğinden vazgeçerek”, “kendisini, destek aldığı tabandan, yani siyah topluluğundan kopardığını” ileri sürüyor. Bu yorum, bağımlılık alanları ile angajman alanlarını örtüştürme teşebbüsünün üstü kapalı bir gerilime yol açtığını varsayıyor. Maddi pratiklerle desteklenmeyen bir küresel söylem, gündelik sokak seviyesinde kulağa boş gelebilir.  

 

James A. Tyner’ın “Defend the Ghetto”: Space and the Urban Politics of the Black Panther Party” başlıklı yazısından kısaltılarak çevrilmiştir. Annals of the Association of American Geographers, cilt 96, sayı 1 (2006), s. 105-118.



[1] H. Levebvre, The Urban Revolution (Minneapolis: University of Minnesota Press, 2003), s. 19.

[2] A.g.e.,  s. 18-19.

[3] K. R. Cox, “Spaces of dependence, spaces of engagement and the politics of scale, or: Looking for local politics”, Political Geography, cilt 17, sayı 1 (1998), s. 1-23.

[4] D. Mitchell, The Right to the City: Social Justice and the Fight for Public Space (New York: Guilford, 2003) s. 4.

[5] C. E. Jones ve J. L. Jeffries, ‘‘‘Don’t Believe the Hype’: Debunking the Panther Mythology”, The Black Panther Party Reconsidered içinde, ed. C. E. Jones (Baltimore: Black Classic Press, 1998) s. 25.

[6] J. Theoharis, Freedom North: Black Freedom Struggles Outside the South, 1940–1980 kitabına önsöz, ed. Jeanne Theoharis ve Komozi Woodard (New York: Palgrave Macmillan, 2003) s. 1-15.

[7] H.P Newton, The Huey P. Newton Reader, ed. David Hilliard ve Donald Weise (New York: Seven Stories Press, 2002) s. 55-56.

[8] Seale, Seize the Time: The Story of the Black Panther Party and Huey P. Newton, s. 78.

[9] Alıntılandığı yer: The Black Panthers Speak, ed. P.S. Foner (New York: De Capo Press, 1995) s. 50.

[10] Malcolm X. Malcolm X Speaks, ed. George Breitman (New York: Grove Weidenfeld, 1965) s. 90.

[11] K. R. Cox, “Spaces of dependence, spaces of engagement and the politics of scale, or: Looking for local politics”, s. 2.

[12] Newton, The Huey P. Newton Reader, s. 58.

[13] A.g.e., s. 46.

[14] A.g.e., s. 67.

[15] S. Herbert, Policing Space: Territoriality and the Los Angeles Police Department (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1994), s. 10.

[16] Newton, The Huey P. Newton Reader, s. 49.

[17] B. Seale, Seize the Time: The Story of the Black Panther Party and Huey P. Newton (Baltimore, MD: Black Classic Press, 1991), s. 65.

[18] H. P. Newton, To Die For the People: Selected Writings and Speeches, ed. Toni Morrison (New York: Writers and Readers Publishing, 1999) s. 7.

[19] E. J. McCann, “Race, protest, and public space: Contextualizing Lefebvre in the U.S. City”, Antipode 31 (2), 1999, s. 171.

[20] Y.R. Williams, “In the name of the law: The 1967 shooting of Huey Newton and law enforcement’s permissive environment”, Negro History Bulletin 61, 1998, s. 6-12

[21] R. Shoats, “Black fighting formations: Their strengths, weaknesses, and potentialities”, Liberation, imagination, and the Black Panther Party: A new look at the Panthers and their legacy içinde, ed. Kathleen Cleaver ve George Katsiaficas (New York: Routledge, 2001) s. 131.

[22] The Huey P. Newton Reader, s. 185.

[23] A.g.e., s. 186.

[24] A.g.e., s. 187.

[25] A.g.e., s. 260-261.

[26] A.g.e., s. 53.

[27] A.g.e, s. 197.

[28]  A.g.e., s. 253.

[29] A.g.e, s. 254-55.

[30] A.g.e, s. 193.

[31] A. O. Umoja, “Repression Breeds Resistance: The Black Liberation Army and the Radical Legacy of the Black Panther Party”, Liberation, Imagination, and the Black Panther Party: A New Look at the Panthers and Their Legacy içinde, der. K. Cleaver ve G. Katsiaficas (New York: Routledge, 2001), s. 14.

[32] Hayes ve Kiene, “ ‘All Power to the People’: The Political Thought of Huey P. Newton and The Black Panther Party”, The Black Panther Party Reconsidered içinde, ed. C. E. Jones (Baltimore: Black Classic Press, 1998) s. 172.

[33] E.A. Henderson, “Shadow of a clue”, Liberation, imagination, and the Black Panther Party: A new look at the Panthers and their legacy içinde, ed. Kathleen Cleaver and George Katsiaficas (New York: Routledge, 2001) s. 204.

[34] P.E. Joseph, “Black Liberation Without Apology: Reconceptualizing the Black Power Movement”, The Black Scholar, cilt 31, sayı 3–4 (2001), s. 13.

[35] T. Matthews, “‘No One Ever Asks, What A Man’s Place in The Revolution is’: Gender and The Politics of the Black Panther Party, 1966–1971”, The Black Panther Party Reconsidered, der. C. E. Jones (Baltimore: Black Classic Press, 1998)  s. 267-68.

[36] M. L. Clemons, ve C. E. Jones, “Global Solidarity: The Black Panther Party in the İnternational Arena”, Liberation, Imagination, and the Black Panther Party: A New Look at the Panthers and Their Legacy içinde, der. K. Cleaver and G. Katsiaficas (New York: Routledge, 2001), s. 38.

skopdergi 9
Sunuş / Özerkliğin Estetiği
Elçin Gen
 
Mücadeleyi Farklı Cephelere Yaymak: Politikada ve Sanatta Yeni Eylem Biçimleri ve Sitüasyonistler
Guy Debord, Çeviri: Kaya Özsezgin, Elçin Gen
 
Proletaryadan PROVOtaryaya: Hollanda’nın Provokatörleri
Mustapha Khayati, Provos, Çeviri: Ayşe Boren, Ali Ersan Karadeniz
 
Benzinle Yazılan Şiir: Black Mask ve Up Against the Wall Motherfucker
Gavin Grindon, Black Mask, Çeviri: Akın Terzi, Elçin Gen, Ayşe Boren
 
Mülkiyete Son: San Francisco Diggers'ın Özgür Şehri
San Francisco Diggers, Çeviri: Ayşe Boren
 
Bütün İktidar Halka: Kara Panter Estetiğinde Siyah Gücü
Erika Doss, Çeviri: Elçin Gen
 
Gettoyu Savunmak: Kara Panter Partisi’nde Mekân ve Kentsel Politika
James A. Tyner , Çeviri: Ayşe Boren
 
Tüketim Saraylarını İşgal Et: King Mob
Britt Eversole, David Wise, Çeviri: Ayşe Boren, Derya Yılmaz
 
Özgür Christiania Cumhuriyeti ve Solvognen
Solvognen, Çeviri: Derya Yılmaz
 
Britanya Karşı-Kültür Hareketi ve Öfkeli Tugay
Samantha Christiansen, Stuart Christie , Çeviri: Ayşe Boren, Derya Yılmaz
 
Alev Almış Binalar: Sitüasyonist Enternasyonal ve Kızıl Ordu Fraksiyonu
Charity Scribner, Thomas Elsaesser , Çeviri: Ayşe Boren
 
Komünizm Genç ve Güzeldir: Kızıl Bolonya’nın Özgür Sesi Radyo Alice
Félix Guattari, Collectivo A/Traverso, Çeviri: Ayşe Boren, Elçin Gen
 
İktidar Sizinse, Geceler Bizim: Batı Berlin İşgalevi Hareketi
Jan-Henrik Friedrichs, Geronimo, Çeviri: Ayşe Boren, Elçin Gen
 
Yeryüzü Savunmasında Taviz Yok: Earth First!’ten Earth Liberation Front’a, Radikal Ekoloji
Adam Weissman, ELF, Çeviri: Akın Terzi
 
Asfaltın Altında Orman Var: Sokakları Geri Al!
Julia Ramírez Blanco, Çeviri: Derya Yılmaz
 
Enternasyonalden Entergalaktiğe: Zapatist Karşılaşmalar
Mara Catherine Kaufman, Çeviri: Akın Terzi, Elçin Gen
 
Zapantera-Negra: Kara Panterler ile Zapatistlerin Buluşması
 
Zapatizm’in Poetiği ve Estetiği: Marcos’un Vedası
Alessandro Zagato, Çeviri: Derya Yılmaz