/ Pasajlar / Doğruları Yazmak

 

Bugün yalanla ve cehaletle savaşıp doğruları yazmak isteyen herkesin üstesinden gelmesi gereken en az beş güçlük var. Bir kere bu kişinin, her yerde engel olunan hakikati yazmaya cesareti olacak; ikincisi, her yerde üstü örtülen doğruları keşfetmeye merakı olacak; hakikati bir silaha çevirme becerisi olacak; o hakikatin kimin elinde etkili olacağına karar verme yetisi olacak; son olarak da hakikati o insanlar arasında yayacak zekâya sahip olacak. Bunlar faşizm koşulları altında yaşayan yazarların aşmak zorunda olduğu çetin sorunlar, ama ülke dışına sürülmüş ya da kaçmış yazarlar, hatta burjuva özgürlüklerine sahip ülkelerde yazanlar için de geçerli.

Hakikatin, davranışlar üzerinde yaratacağı sonuçlar göz önüne alınarak ifade edilmesi gerekir. Hiçbir sonuca götürmeyen, hatta yanlış sonuçların çıkarıldığı hakikatlere örnek olarak, bazı ülkelerde barbarlığın sonucunda olumsuz koşulların hüküm sürdüğü yolundaki yaygın görüşü gösterebiliriz. Bu görüşe göre, faşizm, bazı ülkelerin üzerine adeta bir doğa felaketi gibi çöreklenmiş bir barbarlık dalgasıdır. Faşizm, kapitalizm ile sosyalizmin yanında (ve üstünde) peyda olmuş üçüncü bir güçtür. Vs. vs. Elbette bu faşist bir iddiadır; bu iddiayı kabul etmek faşizme teslim olmak demektir.

Faşizm, kapitalizmin tarihsel bir evresidir; bu anlamda da hem yeni hem de eski bir şeydir. Faşist ülkelerde kapitalizm var olmaya devam eder, tek farkı, faşizm biçimine bürünmüş olmasıdır. Ve faşizmle savaşmanın tek yolu, onu kapitalizmin en çıplak, en arsız, en zalim ve en kalleş biçimi olarak görmekten geçer.

Faşizmi doğuran kapitalizme ses çıkarmadan, faşizm hakkındaki doğruları nasıl söyleyebilirsiniz? Kapitalizme karşı olmadan faşizme karşı çıkanlar, barbarlıktan türeyen barbarlığa veryansın edenler, danayı katletmeden etini yemek isteyenlere benziyor. Danayı yemek istiyorlar da, kan görmek hoşlarına gitmiyor. Kasap hayvanı doğradıktan sonra ellerini yıkasa onlar için kâfi. Barbarlığı doğuran mülkiyet ilişkilerine değil, sadece barbarlığa karşılar.

Kimi ülkelerde kullanılanlar kadar vahşi görünmeyen yöntemlerle mülkiyet ilişkilerini koruyabilen birkaç ülke var hâlâ. Demokrasi bu ülkelerde hâlâ, başka yerlerde şiddet kullanmayı gerektiren sonuçları elde etmeye –yani üretim araçlarının özel mülkiyetini korumaya– hizmet edebiliyor. Fabrikalar, madenler ve toprak üzerindeki özel tekel her yerde barbarca koşullara yol açıyor, ama bazı yerlerde bu koşullar göze çarpmıyor. Ne zaman ki tekelleri korumak ancak açıktan şiddetle mümkün olabiliyor, barbarlık da o zaman göze görünüyor.

Şayet faşizm ve savaş gibi hiç de doğal olmayan felaketleri tarif etmek istiyorsanız, işe yarayacak doğrular ortaya koymanız gerek. Bu felaketlerin, üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmayan kalabalıkları kontrol altında tutmak isteyen mülk sahibi sınıflar tarafından yaratıldığını göstermelisiniz.

Kötü koşullar hakkında gerçekten etkili olacak şeyler yazmak istiyorsanız, o koşulların önlenebilir nedenlerini gösterecek şekilde yazmalısınız. Önlenebilir nedenler tespit edilebiliyorsa, kötü koşullarla savaşmak mümkün olur.

Kötü koşullarla ilgili gerçekleri, bu koşulların cefasını en çok çekenlere anlatmamız, ama gerçekleri de onlardan öğrenmemiz gerekiyor. Belli görüşlere zaten sahip olanlara seslenmekle yetinmemeliyiz; içinde bulundukları durum nedeniyle bu görüşlere sahip olması gereken insanlara da seslenmeliyiz. Dinleyicilerimiz sürekli değişiyor. Bavyeralı köylüler devrimin her türlüsüne karşıydı, ama savaş uzadıkça, ve eve dönen oğulları çiftliklerde kendilerine yer bulamayınca, onları devrime kazanmak mümkün olmuştu.

1935

 

Bertolt Brecht’in Fünf Schwierigkeiten beim Schreiben der Wahrheit başlıklı yazısının İngilizce tercümesinden seçilmiş pasajlar; çeviri özgün metinle karşılaştırıldı.

pasajlar