/ Pasajlar / Entelektüeller ve İktidar

 

Bence entelektüellerin politikaya karışmaları, geleneksel olarak, faaliyetlerindeki iki farklı yönün bir sonucu olageldi: bir yanda entelektüelin, burjuva toplumunda, kapitalist üretim sisteminde, ve bu sistemin ürettiği veya dayattığı ideoloji içerisinde işgal ettiği konumu vardı (maruz kaldığı sömürü, yoksulluk, red, zulüm, veya bozguncu faaliyet ve ahlaksızlık ithamları vs.); diğer yanda, belirli bir hakikati açığa çıkaran, politik ilişkileri daha önce hiç farkına varılmadıkları noktalarda ifşa eden söylemi. Bu iki politikleşme biçimi birbirini dışlamıyordu, ama farklı türden olmaları nedeniyle birbirleriyle örtüşmüyorlardı da. Kimi entelektüeller “toplumdışı” olarak, kimileriyse “sosyalist” olarak sınıflandırılıyordu. Otoritelerin şiddetli tepki gösterdikleri dönemlerde bu iki konum derhal iç içe geçiyordu: 1848’den sonra, Komün’den sonra, 1940’ta sonra olduğu gibi. Tam da gerçeklerin inkâr edilemez hale geldiği, kralın çıplak olduğunu söylemenin yasak olduğu noktada, entelektüeller reddedilip zulme uğruyordu. Entelektüel, doğruyu söylemeleri yasaklanmış olanlar adına konuşuyor, doğruyu görmesi gerekenlere doğruyu söylüyordu: hem vicdan, hem bilinç, hem hitabetti.

Mayıs ’68 olayları sırasında, entelektüeller bir şey keşfettiler: kitlelerin bilgi edinmek için artık onlara ihtiyaçları yoktu; zaten bilgi sahibiydiler, yanılsama içinde değillerdi; entelektüellerden daha iyi bilgi sahibiydiler ve kendilerini ifade etmeye de pekâlâ kadirdiler. Fakat bu söylemin ve bilginin önünü tıkayan, onu engelleyen ve hükümsüz bırakan bir iktidar sistemi var – sadece sansür gibi apaçık otoritede görünmekle kalmayan, toplumsal ağın tamamına derinden ve inceden nüfuz etmiş bir iktidar. Entelektüeller de bizzat bu sistemin birer faili – “bilinç”ten ve söylemden sorumlu oldukları yolundaki fikirleri, bu sistemin bir parçasını oluşturuyor. Entelektüelin rolü artık, kolektivitenin bastırılmış doğrularını ifade etmek için “kendini onun önüne ve yanına” yerleştirmek değil; “bilgi”, “hakikat” ve “söylem” alanında onu kendi nesnesi ve aracı haline getiren iktidar biçimlerine karşı mücadele etmek.

Bu anlamda teori, pratiğin ifadesi, tercümesi, veya uygulama kılavuzu değildir; pratiğin kendisidir. [...] İktidara karşı bir mücadeledir bu, hedefi de en görünmez ve sinsi olduğu noktalarda iktidarı ifşa edip altını oymaktır. Mücadelemizin amacı “bilinç uyandırmak” değildir (kitleler bir süredir bilincin bir bilgi biçimi olduğunun, ve öznelliğin temeli olarak bilincin burjuvazinin bir ayrıcalığı olduğunun farkında); mücadelemizin amacı iktidarın suyunu çıkarmak, iktidarı ele geçirmek; bu, iktidar mücadelesi verenlerle yan yana sürdürülen bir faaliyet, güvenli bir mesafeden onları aydınlatmak değil.

 

Foucault ile Deleuze’ün 1972’de gerçekleştirdikleri "Intellectuals and Power" başlıklı söyleşiden çevrilmiştir.

 

pasajlar