/ Pasajlar / Eleştirmenlerden Ne Bekliyorum?

Lu Sin [Hsun], 1881-1936

 

Bundan iki üç sene evveline kadar dergilerde, birkaç –tabiri caizse– özgün metinden ve çevirilerden başka, edebiyat namına pek bir şey bulunmuyordu. Onun için okurlar eleştirmenlere ihtiyaç olduğu kanaatindeydi. Şimdi eleştirmenler sahneye çıktı, hatta sayıları giderek artıyor.

Edebiyatımızın hamlığı düşünülürse, eleştirmenlerin sanat ateşini körüklemek için edebiyatımızdaki değerleri keşfetmeye çalışmaları hakikaten pek faydalıdır. Yazarlarımızı daha derinlikli şeyler üretmeye sevk eder umuduyla çağdaş eserlerin yüzeyselliğinden yakınıyorlar; zamane yazarları ola ki şımarıp ciddiyetten uzaklaşmasın diye, bir eser ortaya koyarken kan ter ve gözyaşı akıtılmamasına hayıflanıyorlar. Bu müşkülpesentlikleri, bize fazla görünse de, aslında edebiyatı ne kadar önemsediklerinin göstergesi – bunun için onlara minnettar olmayılız.

Ama bazı eleştirmenler var ki, “Batı menşeli” birkaç bayat edebiyat eleştirisi kitabını amentü belleyip, yaşlı bir bilgiçin çalışmalarındaki döküntüleri önümüze sürerek veya Çin’in geleneksel “hakikat”lerinden dem vurarak edebiyat âlemine kök söktürüyorlar. Bunlar şüphesiz eleştirmen olarak sahip oldukları otoriteyi suistimal ediyor. Biraz kaba ve basit bir benzetme yapayım: Bir aşçı bir yemek hazırlamış ve biri onda bir kusur bulmuşsa, elbette aşçı tencere tavasını bu kişiye uzatıp “Buyur, becerebiliyorsan daha iyisini sen yap,” dememelidir. Ama yemeğini tadan kişinin iştahının yerinde olmasını, dilinde pas tadı bırakan bir sarhoşluktan veya ateşli hastalıktan mustarip olmamasını beklemek de bu aşçının hakkıdır.

Ben eleştirmenlerden bu kadarını bile beklemiyorum. Başkalarının eserlerini en ince ayrıntılarına kadar didikleyip hüküm vermeden önce kendilerini didik didik edip sığ veya vasat olabilirler mi, yanılıyor olabilirler mi diye kendilerini yoklamalarını hâşâ beklemem. Benim tek beklentim eleştirmenin bir nebze aklıselimi olması. Elbette bir eleştirmen iddialarını İngiltere veya Amerika’daki yaşlı bir otoriteye dayandırmakta tamamen serbesttir, ama dünyada başka ülkelerin de bulunduğunu unutmamasını ümit ederim. Diliyorsa Tolstoy’dan nefret edebilir, ama en azından önce onu incelemesini, birkaç kitabını okumasını beklerim.

Çevirinin boşa emek olduğunu ilan edip çevirmeni onun yerine kendi kitabını yazmaya davet eden eleştirmenler var bir de. Herhalde bir çevirmen yazarlığın ne kadar saygın bir meslek olduğunu biliyordur, ama elinden başka iş gelmediği veya en çok bu işi sevdiği için çeviri yapıyordur. Yine aşçı benzetmesine dönersek: Yemeği tadan birinin söylemesi gereken tek şey tadı hakkında ne düşündüğüdür. Onun yerine tutar da aşçıya terzi veya dülger olmadığı için çıkışırsa, aşçı, en ahmağı bile olsa, kuşkusuz ona şöyle diyecektir: “Beyefendinin tahtası eksilmiş!”

9 Kasım 1922

 

Lu Xun, “What I Ask of the Critics” metninden seçilmiş pasajlar, Selected Works Volume II içinde, çev. Yang Xianyi ve Gladys Yang (Pekin: Foreign Languages Press, 3. baskı 1980) s. 81-82

pasajlar