Mikrobik Komünizm: Bruno Jasieński'nin "I Burn Paris" Romanı Üzerine

Lenin 1919 yılında Arthur Ransome’a İngiltere’de devrim olmasının an meselesi olduğunu söyler ve şöyle devam eder:

Bizim oralarda insan bir ayağı çukurdayken dahi tifoya yakalanabilir derler. Yirmi-otuz yıl önce tifo mikrobu kapmış ve bir süre bu şekilde idare etmiştim; ta ki beni yatağa çivileyene kadar. İşte İngiltere, Fransa ve İtalya da aynen bu şekilde hastalığı bir süredir taşıyorlar. İngiltere size sağlam görünüyor olabilir ama mikrobu çoktan kaptı.[1]

Hastalık olarak komünizm fikrine gerici bir mecaz olarak aşinayız; ancak Lenin’in sözleri bu mecazın olumlu anlamda sahiplenebileceğini de işaret ediyor. Bruno Jasieński de, 1928’de Fransız komünist gazetesi L’Humanité’de tefrika edilen ve şimdi de Twisted Spoon Press tarafından yeniden yayınlanan olağanüstü apokaliptik romanı I Burn Paris’te aynı tavrı benimsiyor.

Jasieński oldukça şahsına münhasır bir kişiliktir. 1901’de doğmuş, fütürizmi benimsemiş ve 1921’de  “To the Polish Nation: A Manifesto on the Immediate Futurization of Life” başlıklı bir manifesto yayınlamıştır. Bir de tek bir sözcük bile barındırmayan “Nic” (“Hiç”) başlıklı bir şiiri vardır. Jasieński 1923’e gelindiğinde fütürizmle yapılabilecek her şeyi yapmıştır ve bundan sonra kendini komünizme adar. Fütürist dostu Witold Wandurski, iki seçenek var demiştir: Ya Devrim ya da mastürbasyon.[2] Jasieński 1925’te Paris’e taşınır ve devrimi seçer.

 

                                                                       Tytus Czyżewski, Bruno Jasieński’nin portresi, 1920

Roman, bir işçi olan Pierre’in işten atıldıktan hemen sonra kız arkadaşı Jeanette’in kendisinden yeni bir çift pabuç almasını istediği bir bölümle başlar. Vefasız Jeanette beklemeye yanaşmaz, onu terk eder ve zaten kirasını bile ödeyemez hale gelen Pierre sokaklarda yaşamaya başlar. Pierre muhalif bir apolitikliğe sahiptir ve şuna inanır:

Hiç kimse bu şeytani makineyi yerinden oynatamaz, bir santimcik bile! Yeryüzünün derinliklerine öylesine kök salmış ki. Ta kadim zamanlardan beri hiç durmadan çalışmak üzere harekete geçirilmiş. Çarkları çıplak ellerinle zapt edebileceğini mi sanıyorsun? Durmaz, yalnızca ellerini kapıp paramparça eder.[3]

Pierre, çocukluk arkadaşı René’yle karşılaşır ve o da Pierre’e bakterioloji enstitüsündeki yeni iş yerini gösterir. Pierre buradan içinde yeni bir tür kara humma bakterisi olan iki ilaç şişesi çalar ve Paris’in su şebekesine döker. İlk kurbanlardan biri Pierre’in kız arkadaşı olur. Bundan dolayı  büyük bir keder ve acıya gömülen Pierre kalabalığın karşısına çıkar ve suçunu itiraf eder. “Sizi cezalandırabilecek hiçbir şey yoktu! Sizin cezanız benim! Sizi birer fare gibi zehirleyen kişi benim!”[4] Öldüresiye dövülür: “kaldırımda hareketsiz bir biçimde duran kırmızı bir lekeden başka hiçbir şey kalmamıştı geriye.”[5] Mikrobik komünizmin doğabilmesi için nihilist kıyametçinin ölmesi gerekir.

Hastalık salgına dönüşünce Paris karantina altına alınır. Daha sonra etnik, dini ve siyasi saflara göre Monarşistler, Beyaz Ruslar ve Belleville Sovyet Cumhuriyeti gibi bir sürü bağımsız devlet türer. Bu, Chesterton’un, Londra’da birbiriyle çatışan semtleri anlattığı Napoleon of Notting Hill (1904) adlı romanının sürreel, komünist bir versiyonudur. Jasieński’nin katliamları, sınıf savaşını ve burada salgınla gelen evrensel bir eşitleyici olan ölümü ele alış biçimi, Chesterton’un pastoral ortaçağcılığından çok uzaktır. Komünizm mikrobuyla bakteriyel savaş iç içe geçerken, burjuva toplumunun kalıntıları ve komünizmin olgunlaşamamış formları ölüp gitmeye başlar. Yalnızca ideolojiye gönülden bağlı komünistler kurtulabilir bu salgından...

 

                                                                    Cristian Opris’in I Burn Paris için yaptığı illüstrasyonlardan biri

 

Sonunda Paris salgından arınır ve geriye bir tek işçilerden ve romanın başında biraraya gelmeye başlayan parti üyelerinden oluşan mahkûmlar kalır. Her şeyi yeniden inşa edecek kişiler de işte bunlardır. Yok edilme korkusuyla kimliklerini dış dünyadan gizleyen bu yeni komünist liderler grubu, radyo kanalıyla mesajlarını tüm dünyaya duyurmadan önce komünist bir bölge oluşturmak konusunda parti üyeleriyle anlaşırlar..

Dış dünya, Sovyet Rusya’ya karşı bir savaş hazırlığı içinde olduğu sırada yeni Paris Komünü ilan edilir ve roman, başka bir istasyonun yayınladığı popüler ve bayağı bir aşk şarkısının sürekli araya girip komünistlerin yaptığı yayını kesintiye uğratmasıyla son bulur. İşitilen son söz kitlelerin ilerlediğidir.[6]

Jasieński’nin romanı o kadar başarılı olmuştur ki, siyasi propaganda yaptığı suçlamasıyla Fransa’dan ihraç edilir ve kitap “Batı Avrupa kültürüne karşı şuursuz ve aptalca bir nefret yaydığı” için yasaklanır. Sovyetler Birliği’ne kaçan Jasieński burada kahraman gibi karşılanır; I Burn Paris’in ilk baskısı 140.000 kopyayla en çok satan kitaplardan olmuştur. Jasieński burada yazmaya devam eder ve ateşli bir Stalinist olur.[7] 1937’de ise tutuklanır, işkence görür (Stalin’e mektuplar yazar ve gördüğü işkenceleri en ince detayına kadar anlatıp öldürülmesi için yalvarır); sonunda 17 Eylül 1938’de Moskova’daki Butrya hapisanesinde vurularak infaz edilir.

Komünizmin bugün de sıklıkla kişiden kişiye geçebilen, bulaşıcı bir hastalık gibi algılandığı düşünüldüğünde, Jasieński’nin romanı da bu tekinsiz duyguyu yankılayan bir okuma sunuyor. Jasieński’nin apokaliptik öncülük anlayışında yıkım ve felaket, yeni bir düzenin, yeni bir planın uygulanabilmesi için yolu açan bir öğe olarak çıkıyor karşımıza. Bu şiddetli arınma süreci, daha sonra proletaryanın yine şiddet yoluyla parçalayıp yeniden düzenleyeceği bir bölümün yalnızca üvertürü: “Her an tutuşmaya müsait ve ipini koparmış bu kalabalığın coşkusunu ve heyecanını somut eyleme yönlendirebilmek için, dikiş yerlerini sökmek ve örgütlenme vasıtasıyla yeniden birleştirmek zorundaydılar.”[8] Romanın en beklenmedik yanı, bu yeni proletaryanın hapishanelerde yaratılması ve elit parti mensupları ile işçilerin hırsızlarla ve diğer suçlularla birleşmesinden oluşmasıdır. Jasieński’nin çürüyen dağılma ve yeniden birleştirilen bütünlük arasında kurduğu diyalektik, bizim de hâlâ içinde yaşadığımız bir hayal âleminin izini sürmektedir.

Yazar hakkında: Chichester Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Benjamin Noys son olarak The Persistence of the Negative (2010) adlı bir kitap yazmıştır. Şimdilerde 2014 yılında Zero Books’tan çıkacak olan, ivmeciliğin bir eleştirisi olan Malign Velocities: Speed and Capitalism başlıklı kitabını tamamlamakla meşgul.

Metnin tamamı için bkz.: http://www.metamute.org/editorial/reviews/microbial-communism



[1] ‘Talks with Lenin’, Evening Post, Rōrahi XCVIII, Putanga 40, 16 Hereturikōkā 1919, s.10, National Library of New Zealand: http://paperspast.natlib.govt.nz/cgi-bin/paperspast?a=d&d=EP19190816.2.85&l=mi&e=-------10--1----0

[2] Marci Shore, ‘A Worker’s Revenge’, Times Literary Supplement, 22 June (2012), p.10.

[3]Bruno Jasieński, I Burn Paris, çev. Soren A. Gauger ve Marcin Piekoszewski, Prag: Twisted Spoon Press, 2012 s.38.

[4] A.g.e., s. 64

[5] A.g.e., s. 65

[6] A.g.e., s. 302

[7] Jasieński’nin Rusça metinlerinden birinin, bir sabah uyandığında “tipik” bir Yahudi burnuna sahip olduğunu gören ve yaşamı tamamen değişen ve en nihayetinde Nazi Almanyası’nın liderlerini yok etmek için planlar yapmaya başlayan Aryan bir öjenik profesörünü anlatan Gogol’ün “Burun” adlı öyküsünün yeniden anlatımı olduğunu ortaya çıkaran Guiliano Vivaldi’ye teşekkür etmek isterim. Jasieński’nin sosyalist gerçekçi romanı Человек меняет кожу (Deri Değiştiren Adam) (1934) oldukça olumlu eleştiriler almasına karşın, Stalin’in hoşuna gitmemişti ki Jasieński de buna 1934 Haziranında bir mektupla cevap vermişti. Ayrıca 1979’da Sovyet döneminin en başarılı senaristleri –Valeri Frid ve Yuli Dunski– Sovyet Tv’si için “Deri Değiştiren Adam”ı bir dizi olarak uyarlamışlardı.

[8] Bruno Jasieński, I Burn Paris, çev. Soren A. Gauger ve Marcin Piekoszewski, Prag: Twisted Spoon Press, 2012 s.282.