Kültürel Çalışmalar, Popüler Kültür, Popüler Sanat

12/7/2018 / skopbülten / Ali Artun


Richard Hamilton, “Benim Marilyn’im”, 1965

  

Sanat jargonunda “popüler kültür” terimi, kitsch terimini yerleştiren aynı tartışmalar bağlamında anlamını kazanır. Bu terim de, Greenberg formalizmine ve daha genel olarak estetik modernizme karşı örgütlenen söylemin bir ürünüdür. Modernizmi beslediği varsayılan “elit kültür”e alternatif olan bir kültürü ifade eder. Daha ziyade New York’un sanatsal deneyimlerine ve pop sanata odaklanır. Sitüasyonist esintilerle 1950’lerin sonunda Londra’da ortaya çıkan ve tüketim kültürünü yeren Richard Hamilton’ın temsilcisi olduğu pop sanatın aksine, Andy Warhol’un yıldızı olduğu New York’un pop sanatı, medya ve tasarım dünyasının estetiğini temellük etmekle yetinmez, bu dünyanın ideolojisini de benimser. “Popüler kültür”ün estetik bir anlam kazanması bu dönüşümle ve postmodern sanatın teorileştirilmesiyle ilintilidir. Merkez gene New York’tur. Oysa bu terim, önce İngiltere’de, üniversite çevresindeki solcu aydınların, özellikle Sovyetler’in 1956’da Macaristan’ı işgal etmesinden sonra duydukları hüsran sonucunda giriştikleri politik arayışlar çerçevesinde kavramlaşır. Britanya işçi hareketini canlandırabilmek ve demokratik bir sosyalist örgütlenmeyi tartışmak amacıyla Birmingham Üniversitesi’nde kurulan Kültürel Çalışmalar Merkezi’nin (1964) etkinlikleri çevresinde biraraya gelen Yeni Sol’un geliştirdiği paradigmalardan birini tanımlar. Bu çerçevede “popüler kültür”, 19. yüzyıldaki yoğun kentleşme/endüstrileşme hareketleri sırasında işçi sınıfının yarattığı devrimci, dayanışmacı, isyankâr kültürü ifade eder. O nedenle cultural studies hareketinin kılavuzu, hareketin kurucusu sayılan E. P. Thompson’ın İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu (1963) kitabıdır. Diğer kuruculardan Raymond Williams ise Kültür ve Toplum kitabıyla (1958) sivrilir. 1960 yılından başlayarak New Left Review dergisini yayınlamaya başlayan ‘yeni solcular’, Stuart Hall, Terry Eagleton, Perry Anderson gibi etkin İngiliz Marksistleri de saflarına katarlar. Bir yandan William Morris gibi 19. yüzyıl ütopik sosyalistleriyle, diğer yandan 1968 ayaklanmalarıyla parlayan Fransız felsefesiyle eleştirel bir diyaloğa girerek özellikle Anglofil dünyadaki muhaliflere umut veren etkili bir kültür kuramı geliştirirler. Bu kuram, Foucault’nun bilgi/iktidar, Gramsci’nin de hegemonya tezlerinden esinlenerek, kültür kavramını, anlamlandırma (signification) pratikleriyle, gösterge sistemleriyle özdeşleştirir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde bir yandan Sovyetik komünist partilere, diğer yandan reformist Britanya İşçi Partisi’ne alternatif oluşturmak üzere yola çıkan “kültürel çalışmalar” hareketi sonraki elli-altmış yılda parlayıverdi. Ancak, kurucusu Raymond Williams’ın sözleriyle “başarılı oldukça kurumlaştı”. Williams, hareketin ilkesini şöyle tanımlıyordu: Entelektüel araç gereçlerimizin en iyi iş görenlerini yanımıza alarak, “en kişisel olanından en geniş anlamda politik olanına kadar üzerlerindeki bütün baskıları kavramaları kendi çıkarlarına olan insanlara gitmek...”[1] Williams, Kültürel Çalışmalar’ın geleceğinin bu ilkenin korunmasına ve sürekli yeniden işlenmesine bağlı olduğunu düşünüyordu. Ama ‘gelecek’, özellikle ölümünden sonra onun umduğu gibi gerçekleşmedi. Kültürel Çalışmalar parladıkça darmadağın oldu ve tezleriyle kavramları giderek iyice esnekleşti. Bu değişime taraftar olan Profesör Simon During’e göre “disiplin, ticari kültürü göklere çıkarmaya başladı ... kimi popüler kültür ürünlerinin olumlu, hafif politik etkileri olduğunu öne sürerek teorik saldırılardan vazgeçti.” “Aydınların vaktiyle reddettiği ne varsa kültürel çalışmalar onlara sahip çıkıyordu: aşk romanları, Disneyland, güreş, Dallas... Eğer alışveriş merkezleri bir önceki nesil Marksistlerin gözünde fetişizmin sembolüyse, kültürel çalışmalar nezdinde karşı konulmaz ve yapıcı anlamda paradoksaldı. Eğer Rambo filmlerini yalnızca para makinesi gibi görmek yerine biraz derine inilirse, onların aslında Amerikan erkeğinin kırılganlığını temsil ettiği fark edilebilirdi.”[2] Örneğin, Madonna’nın aslında “feminist ideolojinin eleştirisini” yaptığı anlaşılabilirdi.

1980’lerde gelişen ve postmodernist söylemlerle eklemlenen neo-liberal kültür politikalarının egemenleşmesi (kültüralizm), ve özellikle 1989’da Sovyet komünizminin iflasıyla birlikte, kültürel çalışmalar hareketinden etkilenen oluşumlar iki karşıt odakta saflaştı. Bunlardan ilki olan “kültürel eleştiri”, Spinoza’dan romantik akımlara; anarşizmden Frankfurt Okulu’na; avangard sanat ve edebiyattan, dilbilim kökenli ’68 sonrası felsefelerine kadar, başta Marksizm olmak üzere bütün modern eleştirel düşünce geleneğini çağdaşlaştıran incelemeleri ve politikaları kapsar. Buna karşıt olan ikincisi, teorinin ve tarihin hakikatini göreceleştiren, bütün anlamlandırma ve ‘iletişim’ pratiklerinin tasarlanabileceğine ve yönetilebileceğine inanan cultural studies ekolüdür. İlkin ABD’nin akademik hayatındaki bir moda gibi filizlenmiş, ama sonradan bütün bilgi ve iş dünyasını hızla kuşatıvermiştir. Kültür yönetimi, sanat yönetimi, kültürel diplomasi, iletişim tasarımı gibi kültürün özelleştirilmesini rasyonelleştiren disiplinlere kaynak oluşturmuştur. “Kültürel eleştiri”, günümüzde kimlikleri ve öznellikleri kuran anlamlandırma teknolojilerinin teşhiriyle uğraşırken, ikinci karşıt kamp bu teknolojileri nasıl güçlendirebileceğini araştırır. Toplumsal ilişkileri ve çatışmaları bir kültürel görececilik (rölativizm) içinde çözündürerek, etnik, dinsel, cinsel farklılık temelinde yeniden örgütleyen neoliberal kültür politikalarına eklemlenir. Modern toplum bilimlerine özgü, üretim ilişkileri ile toplumsal ilişkiler temelindeki kuramları tasfiye ederek, hayatı tüketim ve kültürel ilişkiler temelinde tasavvur eden kültüralizm ya da kültürcülük (culturalism) tezlerini geliştirir. İşte “popüler sanat” ve “popüler kültür”, daha ziyade bu tezlerin tartışıldığı süreçte başat bir spekülasyon konusu oluşturmuş ve zamanla bu spekülasyonların da fazlasıyla popülerleşmesi sonucunda miadını doldurmuş, çözünmüştür.

 

Ali Artun, Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi: Estetik Modernizmin Tasfiyesi içinde (İstanbul: İletişim Yayınları sanathayat dizisi, 1. baskı 2011) s. 36-39.



[1] Raymond Williams, The Politics of Modernism (Londra: Verso, 1989) 161-162.

[2] Simon During ve Alan Wolfe. Aktaran Russell Jacoby, The End of Utopia - Politics and Culture in an Age of Apathy (New York: Basic Books, 1999) 79-80.

postmodernizm, Pop Art, kültüralizm, Andy Warhol