/ Kara Sanat / Sanat ve Cinnet

12/2/2020 / skopbülten

Goya, Budala, 1824-1828.

 

Sokrates

Kutsal cinneti dörde ayırdık ve her birini bir Tanrı'ya ithaf ettik. Kehaneti Apollon'a, mistik cinneti Dionysos'a, şiirin cinnetini müzlere (esin perileri), aşkınkini de Afrodit ile Eros'a.

MÖ 370

Platon, Phaedrus (Londra: Penguin, 2005) s. 265. [Çeviri: Ali Artun]

 

Mevlana Celaleddin Rumi

Madem ki deli değilsin, öyleyse bu eve layık değilsin. Gittim delirdim, zincirlere bağlandım...

1250 (ykl.)

Mevlana Celaleddin Rumi, Divân-ı Kebîr, çev. Abdülkadir Gökpınarlı (İstanbul: Türkiye İş Bankası, 2015).

 

Erasmus

İşte ben gördüğünüz gibi, nimetlerin gerçek dağıtıcısı, Latinlerin Stultita ve Greklerin Moria dedikleri Delilik'im... Delilerin hepsinden daha deli olanlar bilim ve sanatların yaratıcılarıdır...

1509

Erasmus, Deliliğe Övgü, çev. Çiğdem Dürüşken (İstanbul: Kabalcı, 2002), s. 16, 62.

 

Antonin Artaud

Sahici deli nedir ki?

İnsan onuruna ait yüce bir fikri saklamaktansa, toplumun kabul etmiş olduğu anlamıyla deli olmayı tercih etmiş biridir.

İşlediği büyük pislikler konusunda suç ortaklığı yapmayı reddettiği için, toplum kurtulmak ya da kendini korumak istediği herkesi tımarhanelerinde boğazlamıştır.

Çünkü bir deli, toplumun duymak istemediği ve hoşgörülemeyecek hakikatleri dile getirmesini engellemek istediği biridir aynı zamanda...

Gérard de Nerval deli değildi, ama toplum, Nerval'in yapmaya hazırlandığı önemli açıklamaları gözden düşürmek amacıyla onu deli diye suçladı,

 ayrıca kafasına vuruldu; açıklamak üzere olduğu korkunç olayları hafızasından silmek için bir gece basbayağı kafasına vuruldu...

Hayır, van Gogh da deli değildi ama resimleri patlayan Yunan ateşleriydi, atom bombalarıydı; ve bu o zamanlarda popüler olan bütün diğer resimlerden farklı olarak, burjuvazinin, imparatorluğun ve uşaklarının görsel itaatkârlığını bozuyordu.

Çünkü van Gogh'un sanatının saldırdığı, davranışlara özgü belli bir itaatkârlık değil, bizzat kurumların itaatkârlığıydı. Hatta, iklimleri, fırtınaları ve gelgitleriyle, doğa bile, van Gogh'un yeryüzündeki varlığından sonra eski çekimini koruyamaz.

Zaten, toplumsal kurumlar parçalanmakta ve van Gogh'u deli ilan eden tıp, kokuşmuş bir cesedi andırmaktadır...

Van Gogh bir cinnet geçirerek ölmedi...

kim olduğunu, ne olduğunu henüz yeni keşfetmişti ki, toplumun bilinci pençesinden kurtulmayı başardığı için onu cezalandırdı,

onu intihar ettirdi...

bu toplum,

suçlarının bağışlandığı,

takdis edilmiş,

ve çılgına dönmüş

[bu toplum]

yeni sahip olduğu doğaüstü bilinci sildi, ve içindeki ağaca üşüşmüş kara kargalar gibi,

 sonunu getiren bir saldırıya kalkarak onu mahvetti,

  ve yerini alarak,

  onu öldürdü...

 

Van Gogh, kendi deliliği yüzünden son vermedi hayata.

Ölümünün doğrudan, etkin ve yeterli nedeni, Psikiyatrist denen Dr. Gachet'nin kötücül baskısıdır...

Tıp kötülükten doğmuştur. Hastalıktan değil; tam aksine kendini meşru kılmak için hastalığı yaratan odur. Psikiyatri ise, kendi hiçliklerinden bir çeşit İsviçreli muhafız çekip çıkaran ve onun marifetiyle dehanın kökenindeki başkaldırının kökünü kurutmayı amaçlayan adi yaratıklar çetesinden doğmuştur.

1947

Antonin Artaud, Van Gogh, the Man Suicided by Society, www.dougashford.info s. 483, 485, 487, 492. [Çeviri: Ali Artun]

 

Foucault

Delilik, hem insanı, hem dünyayı yok edebilmenin olanağı haline geldi... Düşlerin ve canavarlığın kâbusunun çok ötesinde insanın sarılabileceği son çare: her şeyin sonu ve başlangıcı. Alman lirizminde olduğu gibi bir vaat olması yüzünden değil, kaosun ve mahşerin muğlaklığı yüzünden: Goya'nın onu hapseden hiçlikten kaçmak amacıyla inleyen ve omzunu buran Budala'sı ilk insanın doğumu ve özgürlüğe ilk adımı mı sayılmalıdır, yoksa son ölen insanın son çırpınışı mı?...

Goya ve Sade sayesinde Batı dünyası aklını şiddet içinde aşabilme olanağına kavuştu... onlarla birlikte akıldışılık, yani bir sanat eserinin içerdiği öldürücü ve zorlayıcı ne varsa, modern dünya için sanat eserinde belirleyici oldu... Nietzsche'nin düşüncesinin modern dünyaya açılması Nietzsche'nin deliliğidir... Bu modern dünya ile sanat eserinde ortak olan yegâne dilin delilik olduğu anlamına gelmez... Ona müdahale eden delilik sayesinde bir sanat eseri bir boşluk, bir suskunluk ânı, cevapsız bir soru ortaya koyar, ve dünyanın kendini sorgulamaya zorlandığı, onarılmaz bir kırılma yaratır... Böylece, (Batı dünyasında ilk kez) dünya delilik dolayımıyla sanat eseri karşısında suçlu olur... Sanat eseriyle deliliğin doğduğu ve gereğini yerine getirdiği an, dünyanın sanat eserine hesap verdiği zamanın başlangıcıdır.

Delilik zafer kazanmıştır. Psikoloji sayesinde deliliği ölçebileceğini ve meşrulaştırabileceğini düşünen dünya şimdi kendisini meşrulaştırmak zorundadır. Çünkü mücadelesinde ve ıstırabında kendisini Nietzsche, Van Gogh, Artaud gibilerinin sayısız eseriyle ölçmektedir. Ve hiçbir şey, özellikle de delilik hakkında bilebileceği hiçbir şey, dünyanın bu delilik eserleriyle meşrulaştırıldığını göstermez.

1961

Michel Foucault, Madness and Civilization (Londra: Routledge, 2004) s. 267, 271, 273,-274. [Çeviri: Ali Artun]

 

Mary Lawlinson

Foucault, Marquis de Sade'ın edebiyatından, Francisco Goya'nın sanatına "Batı dünyasının şiddet sayesinde aklını aşabilme olanağına kavuştuğunu" iddia ediyor... Sade ve Goya "akıldışılığın hiçliği" ile "yok etmenin gücü"nü birleştirerek, cinnetle sanatın kaynaşmasının zeminini hazırladılar: Goya, Friedrich Nietzsche, Vincent van Gogh, Antonin Artaud gibi sanatçıların eserleri, sadece psikiyatri ve kamusal tıp gibi modern bilimlerin cinneti rasyonelleştirdiği ve normalleştirdiği o "devasa ahlak hapisanesine" meydan okumakla kalmadılar, beşeri bilimler dünyasını kendini "meşrulaştırmaya" mecbur ettiler...  Psikiyatrinin büyük bir disiplinle geliştirdiği teşhis ve tedavi yöntemleriyle susturulmuş olan cinnete içkin olan yapıcı/yaratıcı ses, rasyonel varlıkları ve normalliğin bürokrasisini sorguya çekmek üzere sanatsal dehanın gücü sayesinde sanki patlayıvermiştir... Sanatçının normalleştirilememiş, vahşi sesini kutlayarak Foucault, bilimsel psikiyatri söyleminin oluşturduğu nesnelliklerin ardına cinnetin doğal, kirletilmemiş hakikatini yerleştirmiştir; ve bu özgün hakikati açığa çıkarma gücünü sanat eserine tanımıştır... Foucault için edebiyat, ihlal etmenin şiddetiyle bağlıdır.

1998

Mary Lawlinson, "Michel Foucault", Encyclopedia of Aesthetics, Cilt II (Oxford University Press, 1998) s. 226-228. [Çeviri: Ali Artun]

Artaud, Michel Foucault, kara sanat